17 Ekim 2014 Cuma

Sonrası Olanlara ve Olacaklara

Özgür'e, varmış gibi yaptığımız özgürlüğümüze ve şiire.Haysiyete ve olmayan şerefinize, dostlara, arkadaşlara ve yol verdiğim ve vereceğim bütün yavşaklara. Unutana, unuttuklarını hatırlayıp yine de soyunanlara, çıplakken düşünmeyenlere ve çıplakken çok fazla düşünüp geç  gelenlere ve bir anlık var olup gelemeden gidenlere,

Eğlencesinden soğutan hayatın saçma melodisine,
Görünmezlikten korktuğunu sanan ortalıktan ayrılmayanlara,
Egosunu nasıl tatmin edeceğini şaşırmışlara,
Üç kuruş paraya köpek olabileceğini kabul edip dönenlere,

Sözün özüne gelemeyenlere, tükendiğini sananlara ve ayakta kalanlara, ayakta kalmayı başaranlara, yıkıldığını belli etmeyenlere ve içindeki çöküntülere rağmen savaşanlara,

Gecenin bir yarısı hiç kimseyi umursamadan içinden geldiği gibi baş kaldırırcasına sokakta olanlara,
Bir köşeye çekilip sessiz sakin gibi görünen içinde fırtınalar koparanlara inat birasını içenlere,
Yitip gitmişliklerin geri gelmeyeceğini bile bile aynı şeyleri yapmaktan vazgeçmeyenlere,
Gecenin karanlığında ya da sabahın en aydınlık zamanında aniden alkolü bırakanlara,

Söz verenlere, önce sözünde durmayanlara, yerinde duramayanlara ve sözünde her zaman duranlara ve sözünde her zaman duramayacağını bilerek söz verenlere, söz ağızdan çıktıktan sonra dönüşü olmadığını bilenlere buna rağmen döneklik yapanlara, hata yapanlara, hatasını kabul edip özür dileyenlere ve her ne olursa olsun özür dilemeyenlere, kabahati hep kendinde arayanlara, kendinde ararmış gibi yapanlara, kendinde bulanlara ve başkasına kabahat yüklemekten vazgeçmeyenlere.

Paramparça olmuş kalpleri göre göre belki elimden bir şey gelir çabasıyla hala birilerini sevenlere kalplerini onarmaya çalışanlara,

Üzülenlere, üzülenle üzülenlere kendisi için üzülenlere kendisini siktir edenlere kendisini siktir etmiş gibi yapıp kendisi sevilsin isteyenlere,


Yalanlara en sevdiğim yalanlara içinde benim olduğum kendi yarattığım önce benim sonra hepinizin inandığı yalanlara ve yandaşlarıma, tilkilerime kafamın içinde dönüp duran uçuşan hiç bitmeyen düşüncelere, özlediğim ama istemediğim sessizliğe.

1 Nisan 2014 Salı

Sanırım ve Yanılırım


Okuduğum kitaplar birbirine girdi, aynı anda farklı karakterler bir romanda ya da bir şiir de karşıma çıkıyor.Olmaması gereken yerde olmaması gereken bir adam olmaması gereken bir şarkı söylüyor ve dinlememesi gereken bir kadın o hüzünsüz şarkının sözleriyle yüzünde anlamsız bir gülümseme ile göz yaşı döküyor.Kendini, işlenmiş cinayetlerin ortasında pipo içerken bulan bir çocuk beliriyor zihnimde şimdiki suç mahalli ise bir muhasebe bürosu ve orayı evi gibi benimsemiş bir adam var.Gözleri mor çekmiş serseriler evlerinde televizyon izleyerek anlamsız akşamlardan birini geçiriyor.Sokakta bir aile ateşin başında ucuz bir şarap içip ısınmaya çalışıyor.Yürüyorum kafamdaki o sonsuz boşlukta uzun uzadıya hiç bitmeyecekmiş gibi devam eden kaldırım taşlarından oluşmuş iki adımdan geniş olmayan zeminde, etrafta ise insanlar var.Hiç biri bana bakmıyor beni görmüyor ben her seferinde onları yaratıyorum kendimle konuşurken.Sen bu şiirlerin bu romanların, öykülerin, basitliklerin, yüceliklerin ve içimdeki sevdanın hiç bir yerinde yoksun, sadece ben varım bir de sensizlik var.Ölüm gibi bir sessizlik var hiç gidip görmediğim bir yerde kafamın içinde bir yerde ve şuan o kadar çok ses var ki ben duyamıyorum o sessizliği, yürüdükçe uzaklaşmak, sustukça, rahatsız edici seslere maruz kalmak ve özlemek bazen sesi bazen bir teni, nefesi, yürüyüşü, duruşu, bakışı, kalp kırmalarını dahi özlemek, özlemek beter özlemekten.Ama anlattıklarımın ne ilgilisi var benden ne senden ne de hayattan.Sessiz, sakin, durağan, gereğinden daha hızlı, çoğu zaman anlamsız yersiz samimi ve çok kez samimiyetsiz.

14 Eylül 2013 Cumartesi

Anlatıyorum no.5 Son

Merhaba,

Uzun bir aradan sonra tekrar buraya bir iki çizik atmak istedim.Bunu istememin sebebi ise ulan acaba ne oluyor oralarda bir yerde bir blogum vardı diye girip bakmamdan kaynaklandı.Daha önceden girenler olduysa bir iki ufak değişikliği de fark etmişlerdir.Bir süre önce peş peşe yazdığım ‘’Anlatıyorum’’ serisi bu yazıyla son bulacak eğer diğer dört yazıyı okumadıysanız bazı şeyleri belki anlamazsınız ama hepsinden bağımsız ve ‘’Anlatıyorum’’ da oluşturduğum tarzdan uzaklaşmayan bir diğerini okumadıysanız bile içindeki nefreti görebileceğiniz bir yazı olacak diye umuyorum.

Anlatmak istiyorum şimdi bazı şeyleri ve bu bazı şeyler kimlerin canını yakar umurumda bile değil tek umurumda olan yazdığım her şeyi bir tarafından kendine yontup da benim ayarımı kaçıran tiplerin okuduklarını iyi anlamaları gerektiği ve yarın öbür gün burada yazdıklarımla karşıma çıkmamaları yoksa saygı ve birazcık olan saçma sapan sevgiden hiçbir şey kalmayacak oraya güzel bir küfür gelecek.

Kısa zaman içerisinde çok şey gördüm ve aydınlanma gibi bir şey oldu.Bu aydınlanmanın bana getirisi ise geçici bir karanlıktan başka bir şey olmadı.Kardeşim dediğim insanlara kardeşim dediğim için artık kendime küfrediyorum onlara değil.Benim küfürlerimi bile hak etmeyecek kadar küçük aşağılık insanlık dışı saçma sapan oluşumlarmış.Ben karşımdakine iyi niyetle yaklaşıp onun için bir şeyler yapmak isterken o benim arkamı dönmemi beklemiş her zaman, tabi işte arkadaşlık dostluk bunun içindir be orospu çocuğu kardeşim derken nasıl da geleceği düşünen bir şeytanmışsın içten pazarlıklı adi yaratık.Yine tutamadım kendimi düşününce olanları.Olanları anlatmıyorum sadece nefret var şuan ve sadece çıkar ilişkisi için değil başkalarının aklıyla hareket eden kardeşe ne diyeceksin.Arkamdan yediğim laflar az da olsa kulağıma geliyor, kulağıma gelmesini siktir et gözlerimle görüyorum mesajları hakkımda konuşulanları tabi yaa kardeşiz ya hani, kimisi de işi düşünce arayan tip hani şu çıkar ilişkisi gibi olan ama ondan farklı.Çıkar ilişkisi olan kendini büyük çakal sanıyor ben en büyük çıkarı yaptım götüne koydum bıraktım sanıyor ya sanmaya devam etsin.Bir diğeri ise sürekli çıkarcı işi düşünce arar kardeşiz ya yardımcı olurum yaparım dediğini kral olurum birden, sonra bir bakmışsın aylarca ortada yok bunların kişiliği değil ruhu ibne artık.Gerçi ibnelerin bile bir tercihi bir haysiyeti var bunlarda da olsaydı ya biraz.Kafaya takmamak elde değil, bir süre sonra yapılanlar koymaya başlıyor artık bana da çok koydu.Daha fazla koymaması için noktayı koydum dostluklara ve bir araya gelindiğinde içilen birkaç kadehin hatırıyla götümü sikmek peşindeki gülümsemeleriniz geldikçe aklıma iğreniyorum başka bir şey değil.Bunları karşımdakilerin değerinden veya unutamamamdan değil kendi sinirimden yazıyorum.


Verilen emeğin hakkını emeği verdiğin zaman alman gerektiğini de çok iyi öğrendim ama bunun kahpe kardeşlerimle hiçbir ilgisi yok.Gün gelir nöbet tutarsın ve o an orada mutlusundur bunu istemişsindir geleceği düşünürsün güzel şeyler olacağını düşünürsün.Verdiğin emeğin karşılığını bugün almasan bile yarın alacağını düşünürsün güneşli günler bizi bekliyor dersin, çünkü artık bireysellik bitmiştir biz olmuşsundur.O an bırakıp gitmek yoktur hiç aklında çünkü ortada zor bir durum vardır.Şimdi kalkıp gitmek istesem bacaklarıma yapışırlar ‘’aman gitme’’ diye o an aklına bile gelmez ama büyüteci yaşanmışlığa çevirince görürsün olan biteni.İşte bu salaklığa da düştüm.Düşe kalka öğreniliyor ya öğrenmenin yaşı yok ya ondan oluyor.Bu paragrafı uzatırsam küfürlerin ardı arkası kesilmeyecek biliyorum potansiyeli çok büyük bitsin gitsin…



Toparlandı mı yarım mı kaldı hiç bilmiyorum ama ‘’Anlatıyorum’’ bitti.Be amına koduğum hiç mi güzel şey olmadı diye soracak olursan, oldu tabi ki ama bu başlığın altında anlatılacak şeyler değil.

7 Mart 2013 Perşembe

Anlatıyorum no.4


Şimdi çıkıp yazsam ‘’bazen kendi kendime düşünüyorum’’ diye içime sinmeyecek çünkü ben sürekli kendi kendime düşünüyorum.Düşündüğümün kurgusunu öyle bir hale getirip aktarıyorum ki başka ihtimal kalmıyor görebileceğin…

‘’Nankör orospu çocuğu’’ demek isterdim yüzüne ama bazı insanların yüzüne bu kadar net olmak istemiyorum.Çünkü bu neler yapabileceğimin fragmanını karşı tarafa inceden hissettirmek oluyor.Herhangi bir şey yapmayacağım birinin yüzüne gözlerinin içine baka baka ‘’nankör orospu çocuğu’’ demem eğer bir nankörlük söz konusu ise bunu yapacaklarımı kafamda tasarlarken kendi içimde bolca tekrar ederim.Herhangi birine edecek herhangi bir küfür bulabilirim içinde herhangi bir tasarlama bulunmayan.

İyilik yapmayalı uzun zaman olmuştu.Belli ki kazık yemeyeli de bir o kadar olmuş.İyilik yapmak kazık yemekle eş değer bu içine sıçtığımın hayatında.Sonra ‘’kötü insan’’ oluyorsun sana bu kötü yakıştırmasını yapan kahpe, şereften yoksun bireylerden daha pis bir durumdaymışsın gibi.Yaptığım onca şeyden sonra bütün bunların hiçe sayılması koyuyor bana, yanlış bende mi ? yoksa karşılık beklediğimden mi ? emin olamıyorum.Sonuçta karşılık beklemeden iyilik yaparsın, eğer yakınında olan bir insana yapıyorsan bu iyiliği en azından o kişinin gözünde yerinin biraz daha iyi biraz daha güzel bir yerde olması gerektiğini düşünürsün, düşünüyorum.Ama ne yazık ki öyle olmuyor, karşımdaki ‘’nankör orospu çocuğu’’ hiçbir şey yapmamışım ve saf kötülükten ibaretmişim gibi davranıyor.Söylediğim her sözden kendi deliğine sokacak bir tıpa arıyor, bir şekilde uyduruyor.

Bana yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmamaya çalışıyorum.Çünkü insanları tanımanın en iyi yöntemlerindendir.Bir insanın bana yaptıkları karşında iyi veya kötü olup olmadığına karar veririm.Ama belikli karşımdaki nankör kitle böyle düşünmüyor ve benim neler düşündüğümü fark edemiyor. 

Artık iyilik yapma, yapacaksan denize bile atma kendine yap.

Aslında bu yazının konusu bu değildi ama kafamdaki düşüncelerin orta yerine ince ve derin bir kesik attı nankörlük ve bunu yazıyorum.Yazmayı düşündüğüm şey ise bambaşkaydı artık no.5te ondan bahsederim.

2 Mart 2013 Cumartesi

Pazartesileri Şaşırdım Salı Günü Çarşamba Değilmiş.


Hayat sendromal ritimlerle devam ederken amaçsız bir Şubat ayının ortasında buldum kendimi.Başını hatırlamıyorum son zamanlarda böyle bir problemim var hatırlayamama, o yüzden direk ortasından daldım Şubat ayına ve hayli kısa olan Şubat bir haftada geçti gitti hayatımdan.

Hatırlayamama çok kötü bir şey kendini bilmeden bir şeyler yapmakta öyle.Yaşadıkça idrak ediyorum bütün bunların ciddiyetini.Ama ben hayatta hiçbir şeyi ciddiye almıyorum, hayatı ciddiye almıyorum, yoksa hayat mı lan bu ?.

Ortasından daldığım Şubatın kısa olması nedeniyle bir anda kendini son haftasında buldum ki ne buluş.Koskoca bir haftasonu bitmiş ve pazartesi olmuş işe gelmişim çalışmışım eve gelmişim.Sonra sabah olmuş tekrar işe gitmişim.İşte işin ilginç kısmı pazartesiyi hiç hatırlamıyorum, Salı gününü pazartesi sanıyorum, ve salı gününü yaşarken çarşamba günüymüş gibi yaşıyorum.Salı akşamı kapıdan içeri girdiğimde pazartesi kafası yaşıyordum, nasıl olduysa birden aydınlandı ortalık Salı gününde olduğumu anladım.Sonra gün içine baktım ‘’ulan bu nasıl Salı’’ dedim aynı Çarşamba gibiydi.Sonra bir şekilde ay sonu geldi.

Zaten kısa olan şubat beni iyice ambale etti.Şubatın bana tek artısı artık tam olarak ikibinonüç yılında olduğumuzu idrak ettirmek oldu.Bu nasıl oldu onu da hatırlamıyorum.


18 Şubat 2013 Pazartesi

Anlatıyorum no.3


‘’Kader kahpe kader’’ derler ya hani kader mi kahpe olan yoksa hayatında ki insanlar mı kahpe.Kaderin yaptığı mı kahpelik yoksa hayatındaki insanların yaptıkları yüzünden mi kadere kahpe sıfatını yüklüyoruz.

Bu sefer ne bir masa var ne de karşı karşıyayız.Hayat işte bir şekilde bir aradayım bu insanlarla ve onların yaptıkları bir şekilde etkiliyor hayatımı.Her ne kadar onların hayatımı etkilememesi için kendimi  korumaya almaya çalıştığım görünmez psikolojik bir koruma kalkanım olmasına rağmen kalkanı doğrudan delebilecek yere sahipler hayatımda.Ne olursa olsun kendimi uzak tutmaya çalıştığım oyunların içine düşürüldükçe kalkanı paramparça ettiklerini fark ediyorum.

Yalan yalan üstüne geliyor, ben biliyorum yapmacık gülüşleri görüyorum.Sanıyorsun ki ben senin yapmacık gülüşüne inanıyorum ve susuyorum.Eğer susmazsam kıyamet kopacak biliyorum ve senin derdin o kıyameti bana koparttırmaya çalışmak farkındayım.Ama senin farkında olmadığın bir şey var açığımı yakalamaya çalışıyorsun bunu yapamadıkça daha farklı şeylere saldırıyorsun kendini çok açık ediyorsun.Benim açığımı yakalamaya çalışırken kendini açıyorsun saçıyorsun dağılıyorsun.

Bende güven yok inanmıyorum olanlara.Sen ben inandım sanıyorsun.Belki sende benden uyanıksın bütün bunları bilip üzerime oynuyorsun.Olsun ben senin üzerime oynadığını biliyorum ya sen istediğinin farkında ol beni yakalayamazsın.Yakalamak için girdiğin türlü uğraşlar sonucu senin aldığın sıfat kahpe…

5 Şubat 2013 Salı

Anlatıyorum no.2


Bu sefer senin daha zor anlayacağın belki de saçma sapan anlamlar yükleyeceğin şeyler olacak.

Karşımdaki sen veya bir başkası ama bu masada oturuyorsak önemli olan karşımdaki, sağ veya sol yanımdaki değil.Bu masada oturuyorsak herkes yanımda demektir.Çünkü masa öyle bir şey ki karşımda olacak adamla masaya oturmam o oturdum zanneder ama ben oturmam.Gören herkes karşımdaki adamla aynı masada oturduğumu görür ama ben o masada değilimdir.Bu anlaşılması çok kolay bir şeydi, umarım ne dediğimi düzgünce anlamışsındır.

Seninle onunla ya da diğerleriyle hiç oturduk mu biz bir masaya ? masada rakı olabilir, meyve suyu da olabilir ne fark eder oturup konuştuk mu bir şeyler, konuşmasak bile olur.Hiç karşılıklı oturup sustuk mu biz seninle ? Peki ben senin karşında otururken anladın mı ben senin yanında mıyım yoksa karşında mıyım ? Bu soruma düşünerek cevap veriyorsan eğer en başta yazdıklarımı anlamamışsın demektir ve şimdi sorduğum soruya ne cevap verirsen ver o cevap değil benim için saçmalık olacaktır.Hiç düşünmeden bir cevap veriyorsan, senin her söylediğine açığım ben düşünmeden konuşup düşünmeden bir cevap verip söylediğin şeyin doğru ya da yanlış olduğunu masaya döküp benimle tartışma konusu yapıyorsan, söyle ben senden gelen her konuyu konuşurum, kırılmam, hiç bozulmam.

Oturduk bu masaya artık arkadan konuşmacalar kalmadı ve her şey yüz yüze konuşulacak hissi vermeye çalışıyorsan onu yemezler.Burada konuştuğumuz her şeyi aleyhimde delil olarak kullanacak ve yeri geldiğinde yüzüme vuracaksın biliyorum.Bu masada yan yana oturuyorsam seninle öyle şeyler olmayacak, zaten olsa bile haberim olan danışıklı işlerimiz olacaktır.Eğer karşında oturuyorsam sen yapacaklarını yap ve yanında oturuyorum hissinden bir yere ayrılma…

2 Şubat 2013 Cumartesi

Anlatıyorum no.1


Şimdi yazacaklarımı iyi okuyun.Tanımadığın adama adam demeyeceksin.Önce tanıyacaksın adam mı bir tartacaksın sonra yeri gelirse başka bir ortamda adam diye bahsedeceksin onun haberi olmayacak ama onun adını yücelteceksin adamsa hak ediyor bunu hayatınızı çok fazla adam girmiyor biliyorum.Eğer adamsanız aynısı sizin içinde yapılıyordur.Adam olmaya cinsiyet yüklemeyin sevgili beyler ve hanımlar.

Arkamdan dönen veya dönmesi gereken oyunların hepsi gün yüzüne çıkmış.Arkamdan konuşmayı bile beceremeyen ucubelerin arasında kalmış yalandan gülümsüyorum.Bu gülümsenin altındaki nefreti görebiliyor musun ? eğer görüyorsan tebrik ediyorum seni.Sizin hayatınıza benden daha iyi bir yalancı girmedi beyler ve hanımlar.Belki de arkamdan konuşmak istemiyorsun sevgili ucube direk yüzüme konuşuyorsun da ben seni arkamdan konuşmayı beceremeyen bir kişiliksiz sanıyorum.Bu arada sevgilim konunun seninle bir ilgisi yok, sergilediğim tiyatronun senaryosunu sadece sen biliyorsun sana yalan yok sana yalan varsa bu ucubeler gibi olmayı kabul ediyorum.

Kafanızda kurduğunuz oyunların baş rol oyuncuyum öyle değil mi ? aslında kendinizi başrol sanıyorsunuz.Bence hain planlarınızın içindeki haini göremiyorsunuz.Bir kişi karakter veya kuruma hakaret sinir yok burada bir kendine bak bir de aynaya aynada kendini mi görüyorsun bence de artık şüpheye düşme vakti .Peki şüpheye düştüğünde ne olacak , düştüğün yerden seni kim nasıl ne şekilde çıkaracak onu düşündün mü  ? aman düşünme düşmeden düşünme ki düşünce düşünecek bir şeylerin olsun.

Bu burada bitmez.
Sen geldiysen ya da sana geldilerse bekle, ben daha çok gidip geleceğim.

12 Ocak 2013 Cumartesi

Bende Girdim

Bütün seslerin kesildiğini hissettiğim, bir anda ardı arkası kesilmeyen patlamalar duymaya başladım.Patlamaların hemen ardından, renkli ışıklar sardı etrafımı, her patlamadan sonra başka bir renk alıyordu koskoca Bostancı sahili.Patlama sesleri ve değişen renk huzmelerinin arasına onlarca insanın bir arada alkış sesleri eklendi derken bir şampanya şişesinden fırlayan mantar hemen önümüzde duran kayalıklara düştü.Kolumda bir acı hissettim, sol kolumda.Bütün bu ses ve ışık olaylarından ürkmüş koluma sıkı sıkı sarılmış sevgilim.Sesler, renkler, ışıklar ve kokular her şey bir saniyede olup bitiverdi.Dudakları dudaklarımda ‘’Seni seviyorum’’, ‘’Bende seni seviyorum sevgilim, beraber girdiğimiz ikinci yeni yıl’’…






29 Ekim 2012 Pazartesi

Romanov



Var olsaydı eğer çok değişik bir adam olurdu.

Romanov öyle bir insan ki her şey olabilecek kadar mükemmeliyetsiz biri değil.Çünkü bu hayatta her şey olmak mükemmelliğin değil düşüklüğün göstergesidir.İyi bir sanatçı olmakla bir memur olmak arasında büyük bir fark vardır.Aynı zamanda hem iyi bir memur hem de iyi bir sanatçı olamaz insan, eğer sanatçıysa memurluğu çok istemsiz yapacaktır içindeki yaratıcılığı körelttiğini bilir, bir memursa yani sadece bir memursa sanatı dinlediği müzikten ibarettir ya da gördüğü bir resimden.Burada ilgi duymaktan bahsetmiyorum tabiî ki bir insan memur olup sanata ilgi duyabilir, entelektüel olur mesela, bir sanatçı kimliğini kaybederse devlet dairesine gider isteksiz de olsa öğrenir belki kimlik çıkarmak için yapması gereken işlemleri.

İşte memur olamazdı Romanov olsa olsa bir sanatçı olurdu.Devlet işlerini hiç sevmeyen, sanatı halk için değil sanatı için benimsemiş bir sanatkar olurdu.Yaptığı işler göz kamaştırırdı, bir devlet memuru ne kadar ilgilense de anlayamazdı bu sanatı zaten böyle insanların anlamasına gerek yoktu.

Futbolcu olabilirdi, günümüzden en iyi örnek olarak Messi diyebilirdim O’nun için ama Messi kadar iyi bir oyuncu olabilirdi.Messi yerine koyamazdık onu olsa olsa Ronaldo olurdu.Messi gibi oynayan bir Ronaldo, evet tam da bu.Futbolun içinden başka biri, yan hakem kesinlikle olamazdı veya bir kulüp başkanı öyle biri değildi çünkü.

İyi bir okuyucu olurdu çünkü iyi bir yazar olurdu.Okuyucu olmasının sebebi de iyi yazmakla alakalı olduğu içindi.Kitapları olurdu, ama köşe yazıları olmazdı, gazetede yazacak bir yazar olmayacaktı.Kısa yazıları olurdu belki internet ortamında, onlar bile dünya çapında çevirtilirdi.Ama bir çevirmen olamazdı Romanov, yapamayacağı iş değildi ama olmazdı ondan.

Polis olamazdı eğer bir şey olacaktı ise mükemmel bir hırsız olurdu.Çalmak kötü bir şey olmazdı o zaman.Lüks içinde yaşamayı beceren bir hırsız olurdu.Tıpkı şu Ocean’s serisi filmdeki gibi.Onu polisler yakalayamazlardı yakalasalar ispat edemezlerdi.Motorun üstünde basit işlerle ilgilenen bir motorlu polis kesinlikle olamazdı.

Bir psikiyatrist olabilirdi, dahiliye veya kalp cerrahı olamazdı kısacası hastane içinde herhangi bir görevde olamazdı.Psikiyatristliğini de kendi özel ofisinde yapardı.Ofisi bile hastasını iyileştirebilecek kadar iyi olurdu.

Değişik bir adam olurdu belki çok kişi severdi belki herkes nefret ederdi ondan ama umursamazdı.Her şey olabilmek mükemmel olmak değildi ona göre, asıl mükemmel şeyleri olabilmek işin sırrıydı.Olamayacakları olamayacağından değil onların mükemmeliyetsizliğindendi.

Romanov derin iç savaşlarda ki adam.Taht kavgasına girmiş savaşıyor ancak bilmiyor, savaşırken belirleyecek o tahtın nerenin tahtı olduğunu ve karar verebilirse buna, savaştan galip çıkacağı kesin.


22 Ekim 2012 Pazartesi

Çocukluk Hayalimi Gerçekleştirdi Sevgilim



Hayat çocukken ne kadar saf ne kadar salak…

Küçük bir çocuğum , çocukken ne kadar büyük olabileceksem o kadar büyüğüm.Yani normal çocuklardan biraz daha büyüğüm.Bana hep olgun olmak, düzgün düşünmek öğütlendi annem tarafından.Çocukça isteklerim bir çocuğu oluyordu belki ama ben çocukça eğlenemiyordum o isteklerle ya da sadece olmayan yanlarını hatırlıyorum.Hani karanlık taraf daha ağır basar ya bana hep bastı o taraf, bazen benim üstümden geçip gittiği bile oldu.

Oyuncak bir silahım olurdu şu boncuk atanlardan.Sokakta herkes birbirine sıkardı, ‘’aman oğlum gözüne gelir’’ di.Zaten ben hiç katılmak istemezdim o silahlı oyunlara boşluklara sıkardım ‘’Aman kimseye gelmesin’’ diye.Sonra hava atacak fiyakalı bir arabam olurdu ama ona da çok para vermiş olurduk, çıkaramazdım, evde pamuklara sarıp saklardım, evin içinde bile oynamaya kıyamazdım. ‘’Aferin oğlum oyuncağının kıymetini ne güzel biliyor’’ olurdu.Atarim olurdu o çok ısınmasın diye az oynamaya çalışırdım, ‘’akıllı oğlum bozma gözlerini az oyna’’ diye sevindirirdim.İçime olgunluk kaçmış gibi büyük laflar ederdim.Okula giderdim defterlerimin hepsini kaplatır silgimin kapı soyulsa yeni silgi aldırırdım, ‘’Emre çok titiz’’ olurdu, okul bahçesinde toz pislik içinde kola kutusuyla maç olurdu benim ayakkabılarım kirlenmesin yırtılmasındı.Oysa şimdi ne fırtınalar kopuyor içimde, komşunun çocuğunun gözüne boncuk sıkmak, fiyakalı arabamla sokakta hiç esirgemeden göstere göstere oynamak, ataride oyunu beceremeyince başından kalkamayıp sinirden joysticki parçalamak, okulun bahçesinde çantamı defterlerimi hiç umursamadan yeni ayakkabımı parçalarcasına kola kutusuyla maç yapmak istiyorum.Çocukken böyle değildim, iyi olmalıydım, temiz olmalıydım güzel giyinmeliydim, çocukluk etmemeliydim ben büyük olmalıydım sorunları çözmeliydim, sorun yaratmamalıydım.

Çocukluğun ve çocukluk isteklerimin üstünden yıllar geçti ama çocukken istediğim ve olmayan şeylerden içimde kalanlar oldu.Çocukluk istekleri bunlar şimdi tek tek düşünsem hepsini gerçekleştiririm.Bir çocuğun isteği ne olabilir ki ya bir oyuncaktır ya da bir atari oyunu, hiç üstünde durmadım ki geçti gitti geçiştirildi.

Ben çocukken en çok istediklerimden biri bir oyuncaktı.Ben istediğim bir çok oyuncağa sahip oldum ama buna hiç sahip olamadım.Kendi paramı biriktirip almak istediğimde bile karşı çıkıldı alınmadı.Zaten bir çocuksun hem de benim gibi bir çocuksun, gidip o istediğin şeyi cebindeki paraya kıyıp alamazsın.Babam ‘’ başka oyuncak mı kalmadı iş çıkaracaksın başımıza’’, Annem ‘’ yok oğlum gözüne gelir, gözün çıkar’’ ve daha nice anne baba karşı çıkmaları nasihatları.Tabi ki istediğim geçekleşmedi.

Aradan yıllar geçti, ben bu istediğimi ara sıra veya görünce hatırlar hale geldim.Bir gün almaya o kadar yaklaştım ki ‘’dur ya şu mağazada da bundan olacak bir ona da bakayım’’ dedim, diğer mağazada yoktu araya başka bir şey girdi otobüste giderken sevgilime ‘’ AAA unuttum bak’’ dedim ‘’her yerde var o mağazadan alırsın’’ dedi ve konu yine kapandı.Unuttum uzun zamandır da görmemiştim, doğum günüm geldi hiç aklımda bunun olabileceği yoktu.Poşeti görünce tahmin ettim, içim kıpırdandı mutlu oldum sevindim çocukluğum geldi aklıma, bir misafirlikte bir iki kere oynamışlığım.

Evet çocukluk hayalimdi bu benim, bunu gerçekleştiren de bir çocuğun sevgisi gibi tertemiz içine henüz kötü maddelerin karışmadığı şekilde sevdiğim Sevgilim…


28 Eylül 2012 Cuma

Gereksizlik Takıntısı



Uzun zamandır kendimi düşüncelerden düşüncelere atıyorum.İlk zamanlar aklımdan geçen çok şey arasından sadece birine odaklanıp onu her yönüyle düşünüyordum.Zaman geçtikte odaklanma yeteneğimi kaybetmeye başladım ya da ben öyle hissediyorum.Bu durumu şöyle açıklayabileceğime karar verdim.

Aklımdan geçen çok şey arasından birini seçip düşünmeye başladığımda, daha ilk düşünme evresindeyken  ‘’ne gerek var?’’ diye kendime sorup henüz düşünmeye tam olarak başlamadan başka bir şeye kafa yormaya başlıyorum.Aklımdan geçen başka bir konuyu yakalayıp onu eğrisi ve doğrusu ile kendime sunmaya başlayacakken ‘’ siktir et yaa’’ hissi kaplıyor içimi ve o konuda kapanıp gidiyor.Başka bir düşüncenin üstünde yoğunlaşmak istediğimde araya bir şey giriyor bu sefer de.Telefona gelen bir mesaj, yolda yürürken çarpıp geçen birisi, düşündüğüm şeyle hiç alakası olmayan bir yaşanmışlığın bütün keskinliği ile gelip kafada düşünülen şeyi ortadan ikiye bölüp gitmesi.Bundan sonrası yine aynı iç hesaplaşmalar yoğunlaşamadan tükenmiş düşünceler ve silinip giden yani siktir edilmiş milyon tane tilki.

Düşence anaforlarımın yoğunluğu arttı sanırım, daha da hızlı dönüyor artık bu kafanın içindekiler.Durup durumumu değerlendirmeye kalkıyorum bazen, yoksa kafamı çok yoran şeylerden mi oluyor bütün bunlar ? cevabım evet ama etkisi ancak en fazla yüzde elli olabilir.İş hayatı çok entrika dolu tabi ki entrika bunun kibarlaştırılmış anlatımı.Çoğu zaman düşündüğüm şeyin ortasına dalan şeylerden biri de iş ve işsel durumlar oluyor.Bu kadar takılmamam gerek mesai altıda bitiyor ama kafamın oraya çalışan kısmını altıda kapatamıyorum sıkıntı burada var.Diğer sıkıntılar her zaman süregelen şeyler aile, yapmayın şimdi herkesin ailevi sorunları var.Maddi sıkıntılar, aslında bakarsak bir ucu iş sıkıntılarına dayanmıyor değil.Aşk hayatına gelecek olursak, bence en çok kafa yorulması gereken şeylerden biri ama kötü kafa yorma değil, yanında huzura yolculuk edebileceğin bir kafa yorma söz konusu yani zaten durduramayacağın bir makineyi aslında yorucu olmayan işlerle çalıştırmak.

Bunları yazarken kendime kaç kere ‘’Siktir et’’, ‘’neyin derdindesin’’, ‘’yazıyorsun da ne olacak’’, ‘’ulan kime ne’’, ‘’NE GEREK VAR’’ dedim.Hatta bir ara sayfayı küçültüp başka şeylerle ilgilendim video falan izledim ama yazma konusunda kararlı olmam gerektiğine kesin olarak kendimi inandırdım.Dönüp şöyle dedim kendime ‘’Asıl ne gerek var başlamışken vazgeçmeye’’…