31 Ekim 2010 Pazar

Fuarda 2. gün

Aynı saatte fuara gittim.Yine bir saat bekledim.Beklerken güvenlik görevlileri arasında bir kargaşa olduğunu farkettim birinden duyduğum ''nereye bomba koymuşlar'' cümlesinden sonra telefonla hemen durumu öğrendim.Bugünkü canlı bomba olayının haberi geldiğinde Tüyap'da güvenlik arttırıldı.İlk günde çantayla girmiştim cihazdan geçerken sinyal bile vermiştim kimse umursamamıştı.Bugün çantamı açtırıp aradılar.Neyseki yanımda tehlike teşkil edecek bir şey olmadığı için içeri girdim.İçeri biraz bakındım.Sonra gittim güvenlik görevlilerinin masasına oturdum.Görevli beni görünce kaldırdı tabiki.Fuarda buluşucaz diye ''Jeliboni''' ile sözleşmiştik, fuarın kapıları açıldığında o sıcak yatağından yeni çıkıyordu sanırım.Kapılır açıldıktan sonra kapşonlumu çantama atıp içeri girdim.Dünkü keşif gezilerimden ötürü çekmek isteyipde çekemediğim fotoğrafları çektim.Şimdi birkaç fotoyla devam edebiliriz
Penguen kupaları 10-15 Tl arasında.
Posterler oldukça güzel ve bol çeşit var.

Leman standı mutlaka görülmeli.Posterleri müthiş okuyucuları iyi bilir.
 Leman'ın kovaları.
 YKY ahşap bir stand yapmış sanki kitapçıya giriyorsunuz çok güzel olmuş.
 Uykusuz'un yeni takvimi.
 Uykusuz Kupalar
 Yine söylüyorum Uykusuz standı kariktür dergilerinin standlarını geride bıraktı.
 ''Erenlerin İzinden''
 Yazarlar Semtleri anlatıyor tek tek okudum.Giderseniz uğrayın salon 1 çok eğlenceli kısa yazılar.
 Bunlarda kitap halleri

Kitap fuarı genel anlam da çok iyi.Bugün ikinci gün olmasına rağmen çok daha kalabalıktı.İlk günden daha çok imza günü vardı.Aradağım kitapların hepsini buldum yayınevleri sayesinde.İndirimlerse şahane piyasadan çok daha ucuz.Ayrıca fuarı köşe bucak gezdiğim için bütün standları görme şansı buldum.Fuara kapıdan bakıp çok pahalı hiç indirim yok diyenler de var bence aldırmayın gidin zaman ayırın gezin görün.%70lere kadar indirimli yerler var.

Fuar tabiki kitaptan ibaret değil.Sanat fuarıda 7-8-9. salonda açık.Gerçekten zaman ayırılması gereken bir yer 1 saatte bakıp çıkarsanız hiç bir şey göremessiniz.Hem de sanat galerisine girmek için geniş bir zamana ihtiyacınız var.Oldukça ilginç ve güzel çalışmalar var.Sadece resimler değil heykel fotoğraf çalışmalarıda var.Boş yer bırakmamışlar adete her yerde bir eser görmeniz mümkün.Sıkıcı değil ama vakit alıyor.Tabi bu işlerden hoşlananlar için vakit sorunu olacağını sanmıyorum.

                                                 



 Fotoğrafı çekmek için heykelin karşısına geçitğimde oradaki kırmızı kazaklı adam kafasını en üstteki boşluğa sokmaya çalışıyordu beni görünce kenera çekildi.Fotoğrafı çektikten sonra içine tamamen girdi.Halkmız sanatla iç içe.


 Bunları çok beğendim...



Şimdilik fotoğraflarla Tüyap Kitap ve Sanat fuarı bu kadar.Daha fazlası zaten gereksiz gidip görülmesi gereken şeyler bunlar.Orayı yaşamak lazım.Kitaplarla iç içe olmayı sevenler özellikle uğramalı ve yanlarında kayda değer bir para bulundurmaları gerekmekde.Ben neyim var neyim yok herşeyi harcadım hatta yol paramı bile verdim okadar söyleyeyim.

Yazının başında ben fuara girmek için beklerken 'Jeliboni'nin yatağından yeni çıktığını söylemiştim.Saat 12yi geçerken telefon etti ben gelmicek diye düşünürken geldi.Hemde ne geliş elinde D90'la geldi.Onunla birlikte istediği kitapaları imzalattık.Bol bol sırada bekledik.Samihazinses'le fotoğafımı çekti bende onun fotoğrafını çektim.Sanat Fuarınıda 2. kere onunla gezdim.Fuardan çıktıktan sonra avcılara kadar birlikteydik sonra yollarımız ayrıldı.

Herkesin görmek istediği PuCCa ise kendini paravan arkasında saklamıştı.Ben erken gittiğim için paravan kurulurken ordaydım gördüm onu bekliyordu yanında sanırım kardeşi de vardı.Sonra imza için sıraya girdim sırada tek erkek bendim :) .İmzanın sonunda yazmış herkesmi böyle yapmış bilimiyorum tabiki.


Fuara gidin hiç bir şey kaçırmadınız hala fuar orada duruyor.İmza günleri geçti gibi bahaneler bulmayın kendinize bir şey geçmiş değil imza günleri fuar sonunda kadar devam ediyor sitesinden bakabilirsiniz.Ayrıca imza okadar da önemli değil bence asıl önemli olan tabiki kitaplar....

Kitap Fuarının İlk Gününden İlk İzlenim

Düzensiz uykunun neden olduğu sabaha kadar uyuyamama dün gece de oldu.Zaten hangi gece sabahalamadan uyuduğum var bende bilmiyorum.Sabaha karşı üç de bari bir kaç saat uyuyayım diyerek yatağa girdim.Ama hem derin uykusuzluk hem de sabah gidecek olmanın verdiği anlamsız heyecanla anca biraz dinlenebildim yine uykusuz bir güne merhaba dedim.Sabah yedi de kahvaltı ettim hazırlandım ozamana kadar saat sekiz olmuştu zaten çıktım yola.Direk otobüs durağına, neredeyse bir saatlik yolculuğun ardından 'Tüyap' a varmış oldum.
İlk baktığımda oldukça sakin durumdaydı buralar.Sonra sonra ortalık dolmaya başladı.Ben bir saat önceden gittiğim için sakinliği de görmüş oldum.Madem daha zamanımız var dedim bir sütlü kahvenizi içeyim...

Söylemek isterim ki giderseniz kahve içmeyin çay için veya su için yeter.Bu bardak ortalama bir fincan kadar 5 TL. ayrıca tadıda çok berbat :) ...
Kahvemi bitirdikten sonra biraz dolanarak ve elimdeki broşörden yayınların hangi salonda olduklarına baktım öncelikle gitmek istediğim ''Okuyan Us'' yayıncılığın yerini buldum.


 Kapı açılmadan ortalama bir iki dakika önce çektim bunu.Tam o sırada bir adam gelip fotoğrafını çekmemi istedi kapının önünde onuda çektim.Kapılar açıldığında beni ''Penguen Dergisi'nin Penguen'i'' karşıladı.

Penguen'in standı gerçekten çok güzel gidip görülmesi gerek bence.Posterler bardaklar T-shirtler eski sayılar derken birden elinizde bir sürü Penguen poşeti olabiliyor.Burada önemli olan kendinizi kontrol altında tutmak daha baştan kontrolü kaybederseniz eve dönecek paranız kalmadığını farkedersiniz.

Penguene göz atıp ve bir fotoğraf çekip hızlıca ''Okuyan Us'' standını bulmaya gittim.(bulmak isteyenler salon 3 stand 206A)

Gittiğim ufak çaplı bir şaşkınlık ve iç bulanması yaşadım.Stand boş , kimse yok ortalıkda bir sessizlik herhalde daha gelmediler diyerek , dolşamaya karar verdim.

Ordan yol aldıktan sonra doğru geri salon bire dönüp Uykusuz Dergisi'nin standına gittim.Uykusuz ziyaretçiler için çok güzel bir karşılama hazırlamış görmeye değer.Zaten ilk olarak fuarın neredeyse her yerinden görülebilecek dev uykusuz yazısı ve karikatür dikkati çekiyor.

Uykusuz'un standını daha çok beğendim bence Pengun'i geçmiş öyle görünüyor.Ayrıca başıda daha kalabalıktı.Stand daha aydınlık, posterler daha cıvıl cıvıl, dizaynlama çok iyiyidi.Hemen Birkaç fotoğrafla göstereyim ama fotoğrafdan hiç bir şey anlaşılmaz gidin görün...
Mouse pedleri.


Klasik fırat duruşu.


Uykusuz standından çok fazla şey beklememeliyzdiniz gerisi bende saklı yarın da ordayım.Yarından sonra bakalım belki yeni fotolar paylaşabilirim ama gidin görün en güzeli.

Asıl bombalardan biride sahafların da orda olması.Mutlaka girip tek tek kitaplara kartpostallara bakılması gerek.Eski kitapları elinize aldığınızda çok dikkatli olmayı unutmayın.Ben ufak bir sakarlığın eşiğinden döndüm ...

Okuyan Us standına tekrar gittiğimde herşey normale dönmüştü.Sami Hazinses'ide (kitabı bu isimle imzaladı) orda görünce iyice rahatladım.Kitaplra bakıyormuş gibi yanaşarak hal hatır sordum, biraz konuştuktan sonra yanımda getirdiğim kitabımı çantamdan çıkarıp imzalattırdım.Asıl amacıma ulaşmış olmanın keyfi içindeydim.
*Yazı için kusura bakma* dedi.Oysa oldukça iyi bence *ne demek abi lafı olmaz imzan yeter* dedim.

Bundan sonra fuarı çok fazla gezdim aynı yerlerden defalarca geçtim.Bir arkadaşımla karşılaştım.Onunla bütün standları karış karış dolaştık.Bakmadık yer bırakmadık.Ulaslar arası salondaki mini konferansa katıldık.Cips, salata, kraker, meze ve bilimun fındık fıstık yanında rakı ve şarap da ikram ettiler.Daha çok fazla anlatacak şey var aslında ama resimlerle birlikte yeteri kadar uzunlamasına bir yazı oldu.Şimdilik bukadar birkaç fotoğraf daha yeterli olacaktır.Ek olarak fuarda başıma gelen ilginç şeyleri tek tek değerlendireceğim.






23 Ekim 2010 Cumartesi

Olmayan Objektifimden ..............................

Evet o d90.....
Bir fotoğraf makinem olsaydı harikalar yaratacaktım.Çok pis durumlardan biride çizim yeteneğimin olmamasıdır.Ama bu yeteneğin olmaması fotoğraf çekmeye engel olmuyor.Böyle boynuma makineyi takıp turistler gibi dolaşmazdım mesela , öyleleri çok var adamda veya kadında para var almış makineyi ''ay herkes foto çekiyor bende çekeyim '' diyerekten otu boku çekiyor bir konu yok ortada veya bakılası fotolar çıkmıyor o makinelerden.
Bende öyle konular varki bir makinem olsa işlemek istediğim konudan yola çıkarak fotoğraflar çekerdim.Aklımda çok ilginç bir başlıkda var.Sadece o başlığa yüzlerce fotoğraf çekebilirim.Ne yazıkki çekemiyorum.
''Bu devirde fotoğraf makinesi olmayanmı kaldı'' diye üstüme atlayan olursada onu en yakın kaldırama yavaşca indiririm var tabi ama istediklerimi yapabilmeye olanak sağlamıyor.Nikon'un S3 modeli var gelde bununla harikalar yarat.Bu işte o turist gibi gezen tiplere hitap edebilir.Ama o tiplerde bile nikon d serisinden makineler var.Ben oturup durumuma ağlamakla meşgulken biyerlerde birileri saçma sapan fotoğraflar çekiyor ve benim fikirlerim havada asılı kalıyor.Önemli olan elindekiyle harikaları yaratmayı başarmak asıl dikkat çekciliğide böyle daha iyi yakalayabilirim diye düşünüyorum ve kendimi gaza getiriyorum.Sonucunda makineyi cebime koyup eve dönmekle kalıyorum.Sonrasında hafıza kartını boşaltmak ''hay sokayım senin gibi makineye'' diyerek gerilim yaşamak oluyor.Fikirlerimi en iyisi yazayım birgün makinem olursa çekerim.
 

21 Ekim 2010 Perşembe

Beyin Delen Kokular Ve Ben Kereviz Sevmem

Monitörün aydınlattığı odada klavye tıkırtıları arasında kendine göre bir şeyler yapma peşindeydi.Biri kapıyı aralayıp içeri bakmıştı ama o kafasını ekrandan ayırmadı kimin geldiğini önemseden yaptığı şeye devam ediyordu.En son kaç saat önce yanına biri gelmişti veya hava ne zaman kararmıştı da içeri bukadar karanlık olmuştu onun bile farkında değildi.Son bir kaç saattir konuşmadan yaptığı işe odaklanmıştı.Neden olduğuna anlam veremediği bir olay oldu susamıştı.Elini bardağına götürdü bardığın dibinde kalan bir damla suyu içti ama yetmemişti.O bir damla susuzluğunu daha da tetikledi.Su almak için odadan çıktı penceresi açık olduğu için kapıdan yüzüne bir rüzgar vurdu.Rüzgarla beraber keskin bir koku beynini delercesine içine işleyip rahatsız etti.Kapıyı kapatıp dışarı çıktığında kokuyu bir an alamaz oldu.Sanki rüzgarla gelip geçmişti.Koridorda bir kaç adım attıktan sonra tekrar o koku burnuna gelmeye başladı.Bu sefer yoğunluğu daha azdı ama rahatsız ediciliğinde hiçbir değişme yoktu.Mutfak kapısına geldiğinde koku çok yoğun olarak yine buruna gelmeye başladı.Beyninin patlayacağını hissetti çok rahatsız oluyordu.Ağzından nefes almaya başladı bu seferde acı bir tat ağzına geldi.Şimdi dayanılması daha zordu.Hem koku burnunda hemde o iğrenç tad ağzındaydı.Nefesini tutmaya başladı, koku bir kere girmişti beynine saplanmıştı sanki bunun hiç bir hafifleticiliği olmadı.Mutfak kapısını açtığında karşısında soyulmuş ve doğranmakta olan kerevizleri gördü.Doğranmış kerevizler poşetteydi, doğranmak için bekleyenler tahtanın üstünde duruyordu.Büyük bir bıçak vardı.Bir an düşündü , koku bir bıçağın ona saplanmasından daha acı verici bir hal almıştı.Bardağını doldurup bir an önce ordan uzaklaşmak istiyordu.Onu öldürmek için etrafına saran bu kokunun tezgahta katledilen kerevizlerden geldiğini farketti.Bardağını dolurdu kapıyı hızla kapattı.Kapıyı hızla kapattığı için yüzüne aniden vuran rüzgar içinde oldukça fazla o kokuyu yüzüne çarpmış oldu.Sanki o sırada koku onunla birlikte mutfaktan çıkıp onun peşine takılmıştı ve koridorda onu öldürmeyi planlıyordu.Hızlı adımlarla nefes almadan odasının kapısına doğru yaklaştı.Kapıyı aralayıp kendini içeri attı.Bardaktaki suyun bir kısmı hızlı hareket ettiği için kapının önün dökülmüştü.Odasına girdiğinde durmadan odanın en uç kapıdan en uzak olan kısmına doğru yürüdü.Bir kaç nefes sonra kokunun yok olduğunu farketti.Kafasındaki o acı yavaş yavaş azalmaya başlamıştı.Tekrar monitörün aydınlattığı masaya geçti.Suyundan bir yudum alıp kaldığı yerden devam etti.Konunun unutulabilirliği ise hiç olmayacaktı.
Kereviz kokusu sizi öldürebilir.Ben zor kurtuldum...

17 Ekim 2010 Pazar

Bu Bir Şakaydı Ya da Aynı Cümlede Geçen Farklı Bir Kelime

''Bugün bana çok büyük bir şaka yaptılar yıllardır unutamıyorum..Şakaları bu yüzden sevmiyorum demekki.'' saat tam 00:00'ı gösterdiğinde söyledikleri bunlardı.Yıllar önce ona hiç sorulmadan, onun olabilceği bile düşünülmeden olanlar yapılmıştı.Olanların tek önemi ise yıllar sonra bunun ona yapıldığı çok büyük bir şaka olacağından başka bir önemi yoktu.En azından böyle düşünüyordu.
Ozamanlar hayatın farkında bile değildi, hatta hayatta bile değildi.Sonsuzluk da bir yerde başı boş hayatın farkında olmadan bir Dünya'nın olduğunu bilmeden sorumsuzca dolaşıyordu.Tek başınaydı kimseye ihtiyacı yoktu, zaten herhangi bir ihtiyacı da yokdu.Olduğu yerde hiç bir şey yokdu sadece kendisi ama bir benliğinin bile olduğunun farkında olmadan.Bütün bu anlamsızlıkların bir arada toplandığı yerde aslında olmadığını farketmesi yıllar sonra oldu.Çünkü bunları farketmesi için önce Dünya'ya gelmesi gerekirdi.Bunun olması için ona herhangi bir şey sorulmasıda gerekmezdi.Sorulucak durumda da değildi.
Oldu işte ona sorulmadan fikri alınmadan o sonsuz kimseye ihtiyaç duymadağı yerden alındı bir hayat verildi ona sonra bir isim.İlerde ne olacağı önemli değildi.Çünkü yapılan şeyler sadece anlık düşünülüyordu insanlar tarafından.Bir anlık olmuş bir şeyin sonucu olarak geldi Dünya dediğimiz hayatın çoğu zaman bombok olduğu bir yere.
İlk geldiği zamanlarda olanlara bir anlam veremedi.Daha uzun süre hayatın nasıl bir şey olduğunu neler yapması gerektiğini çözmeyle geçirdi.Sadece hareket edebilyordu, kendinden daha daha büyük dev gibi yaratıklar onu istedikleri gibi giydiriyor istedikleri gibi yediriyordu.Dünya'nın zaman dilimine alışmasıda çok zor olmuştu.Zaten alışamadı da, geldiği yerde gece gündüz yok istediği gibi dolaşıyordu.Burda ise en çok geceleri severdi geldiği yer gibi karanlıkdı çünkü geceleri ve geceleri uyumayı sevmediği için uyanır diğer büyük yaratıklarda sürekli bu uyku denilen anlamsız şeyi yapması için onu zorlarlardı.Küçük haliyle daha fazla karşı koyamıyor uyuyordu.
Yıllar geçti uzun yıllar geçti herşeyin üstüne.Yaşamayı öğrendi artık konuşabiliyordu da.Kendi isteklerini gerçekleştirebilir duruma gelmişti.Düşünceleri vardı kafasının içinden geçen ses çıkarmadan.Aynı geldiği yerde olduğu gibi sadece düşünceler.Dünya'da geçirdiği zaman içinde öğrendiki çoğu kişi kendiyle aynı durumda kalmış.Onun olduğu gibi yerlerden alınıp getirilmiş buraya hiç sorulmadan belkide istemeden.Her gelenin geldiği gün kutlamalar yapıldığını gördü.Dünya'da tarih hep aynı yere dönüp dolaştığı için her gelenin geldiği gün tekrar ediyordu.Burası gerçekten ilginç bir yerdi.
Hala çoğu şeye anlam veremeden ama çok fazla şey düşünerek yaşıyordu.Kimi zaman çok konuşur kimi zaman hiç bir şey anlatmazdı.Hayatın rutinine diğerleri gibi alışamadı.Alışamayanlarla birlikte oldu hep.İstediği herşeyi yapamadığı için çok sinirlenir geldiği yerde böyle kısıtlamaların olmadığını düşünürdü.Sonra oturup bu yazıyı yazdı ve dediki ;
''bazen aynı cümleler içinde geçen tek farklı kelime herşeyi değiştirebilir''...



Verimlilik Artışı (ilginç bir durum yok gerçekten )

Bir pazar günü verimliliğiniz artar ve bunu kullanabilicek bir yer bulamassanız ne olur ?
Böyle bir soruyla giriş yapmam gerekti.Gerekmesinin sebebi ise sabahın beşinde yatağıma girdiğim sırada içimde yüksek enerji oluşumu ve bir şeyler yapma istediğinden oldu.Hemen masanın üstünden kağıdı kalemi aldım bir gözüm kapalı vaziyette kağıda üstte yazdığım soruyu yazdım.Maden verimlik geldi bunu klavyeyle kullanayım dedim.Aslında aklımda olması gerektiğinden fazla cümle karmaşası oluşması yazı yazmak konusunda tetikleme yaptı.Şu satıra kadar okudun ve bir ilginçleşme yok diye içinden geçiriyorsan eğer, böylede devam edecek ilginçleşmeyecek.Verimliliğim artmışken daha ilginç şeylere yönelmem gerektiğinin farkındayım o yüzden devamı başka şekilde gelecek.Bukadar verimlilikden bahsettikten sonra ''madem verimliliğin arttı hemen verecek birini bul'' esprisini yapıldı daha yaratıcı olmanızı bekliyorum.

7 Ekim 2010 Perşembe

Kış Mod.

Daha önce havaların ısınması soğuması veya bir ısınıp bir soğuması hakkında yazdıklarım var.Yazmadan edemediğim şeylerden biri de hava durumu sanırım.Bu seferki konumuz sıcaklıkta ani düşüşün vermiş olduğu rahatsızlık.Kış mevsimini sevmem ama Starbucks'a en çok kışın giderim bu da sıcak içecekleri daha çok sevdiğimdendir.
Soğuk olsun, olmasın demiyorum sonuçta mevsimlerinde farklılaşması lazım ancak böyle birden soğumasın.Zaten havaya takık durumum var böyle ani değişmeler rahatsız ediyor.Beni rahatsız etmeyen pek bir şey olmadığı gibi buda onlardan biri işte.
Tam dışarı çıkacaktım yağmur başladı.Üstüme kapşonlu bir şey aldım çıktım dışarı.Apartmanda çıkmamla yağmurun sadece çişeleyip geçmiş olduğunu gördüm.Daha apartmanın önünde ''işte kış mevsiminin sana yaptığı oyunlar başladı ''dedim.Üşürüm diye biraz kalın giyinmenin sonucunda yürüyerek giderken yolda terlemeye başladım.Bir yandan rüzgar esiyor ama ben terliyorum.Üstümdekini çıkarıp elime alsam olmaz çıkarmasamda olmayacak derken.Gideceğim yere vardım zaten.Oradan çıktım yağmur başlamıştı kapşonluyu aldığıma bir an için sevindim.Ama yine evden çıktığım durumu yaşadım.Bulut geçti üstümden sanki.Sonra bulutlarda yok oldu birden güneş açtı sıcak yaptı nasıl olduysa.Güneşi görmüş olmanın heyecanıyla kapşonluyu çıkarıp elime aldım.Ama cayır cayır esen rüzgarda beni benden aldı.Sırtımdaki hafif ter rüzgarın etkisiyle yok oldu.Tabiki daha çok üşümeye başladım kapşonluyu tekrar giymek istediğimde zaten eve varmıştım.Evdede bir süre ısınamadım.Bütün bunların üstüne akvaryuma baktığımda ısnın 4 derece düşmeside beni oldukca rahatsız etti.Kış bana kendini gösterdi.Şimdi bu soğuğun üstüne hava ısınırsa bence hiç iyi olmayacak ben kış moduna geçiyorum.