28 Kasım 2010 Pazar

Zaman Kuraklığı

Odamda 1 tane masa saati var.Saatleri en son geriye aldığımızda onu geri almayı unutmuştum.Bir kaç kere başıma gelen olay;  ‘’ohaa saate bak ne zaman oldu lan bu kadar’’ tepkisini yapıştırmama sebep oldu.Kol saatim,bilgisayarın saati, telefonun saati falan hepsi normal ayarında sadece onda  önden gidiş söz konusu.Bir yere geç kalabileceğimi bana hatırlatıyor bazen, bazen de zamanın değerini anlatıyor sanki, yaptığım şeylere inat.O kadar boş geçer oldu ki zaman bir saat önden gitse bile bir şeyin değişmeyeceğini  gösteriyor  birkaç  gündür.Saniyenin bile değerini çok çabuk öğrenmiş oluyorken, bir süre sonra bütün zamanı böyle sabahtan akşama kadar uyuyup, akşamdan sabaha kadar oturmakla geçirmek tamamen israf.Tabi ki  zaman israfı herkesin kendine zararlı olur.Başkasının boşa harcadığı bir saati biz dolu dolu geçirmiş olabiliriz.Bu nedenle zamanımızı israf etmeyelim sloganları da türemiyor.

Hani bilmem nereye yardım için şuraya boş mesaj atın ya da suyumuzu israf etmeyelim gibi sosyal sorumluluk mesajı veren içerikler her yerde karşımıza çıkıyor.Dediğim gibi sosyal, bunlar bütün canlı yaşamını etkiliyor herkes kendini düşündüğünden yapıyor yani.Aslında bakarsak duruma sosyallik değil de herkes kendi götünü kurtarma peşinde.Bir kuraklık olsa, su bulunamayacak hale gelse elinde su olanlar bunu kimseye vermez, büyük değer kazanır yüksek miktarlara satarlar ama su sosyal bir şeydi ne oldu kampanyalara suyu sadece ben harcamadım ki bütün insanlık harcadı ben burada susuzken onlar rahattalar.İşte zamanda aynı bu tepkiyi yaratacak bir süre sonra bizlerde.Zamanını iyi değerlendirenler ve değerlendirmeyenler olarak.Aynı zamanı geçiriyoruz sonuçta birlikte veya ayrı olarak, zamanı iyi kullanmış olanlar aynen kuraklıkta olduğu gibi zamansızlıklarda da bu işten rahatça çıkacak olanlar olacak.Zamanını iyi değerlendirmeyen ve değerlendiremeyenlerin sonu hep aynı yerde bitiyor ve sonra yeni bir zamansızlık başlıyor.

Sıkıntılı Hafta

Son 1 haftadır sıkıntıdan patlama anlarını yaşıyorum, yine yapacak bir şey bulamama, ne yapsam can sıkıntısı zaman geçmiyor.Bazen de zaman o kadar çabuk geçiyor ki bir bakıyorum gece olmuş ama bu sadece çok uyumaktan oluyor.Sabahlara kadar bilgisayar başında oturup da sabahın belirsiz bir saatinde yarı baygın halde yatağa girmenin sonucu akşama kadar uyumak.Uyumazsam hiç uyumam ben öyle bir düzensizlik söz konusudur bu durumda.Mesela  1 gün sabahlayayım saat 7 falan olsun o gün artık yatmam sonra diğer günde sabahlarım yine sabahın belirsiz bir vaktinde yatarım.Böyle başladımı  gidiyor.Ama bir de tam tersi bir durumu da aynı bünyede barındırıyorum uyuyunca da uyanmam.Sabahlamış olmama gerek yok yatağa uykulu bir halde girdim uyudum.Artık hiç fark etmez akşama kadar uyurum bırakıldığım sürece yemek falan hiç kalkmak uykum kaçarsa geri getiririm yata yata uyumaya devam ederim veya miskin uykulu halde çıkmam o yataktan.Günlerin hep aynı olması motonluğu ağzıma sıçtı bıraktı bir haftadır.Pazartesi olsun da yeni atılımlarda bulunacağım sonuç alırsam yazarım.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Pazar Günü Yapılacaklar


Pazar günü yapılacaklar.
Günün ilk saatlerine yatağa girip uyumak 5-6 uygundur.
Öğlene kadar yataktan çıkmamak.Öğlen geçtikten 2 saat sonra çık.
Kahvaltı yap.
Bilgisayarı aç maillere bak.
Akşama kadar bilgisayardan kalkma.
Akşam maçı izle.
Bilgisayara geç.
Medya kralına kadar hiçbir şey yapma boş boş dolan.
Medya kralı eşliğinde mesajlaşmaya başla.
Sabaha karşı uyu.

24 Kasım 2010 Çarşamba

Bugün Böyle Geçti

Bir boktan sabah daha benimle birlikte.Öyle diyorum çünkü yeni uyandım ve sendromlar baş gösterdiği için direk yazmaya başladım.Aslında sabah bile değil öğlen diyebiliriz saat 12yi geçiyor çünkü.Normalde bu saattede kalkmam, gün içinde işim olduğu için erken kalkıyorum, erken diyorum bana göre bu saat erken.Telefonun zırıldayan alarmı beni 11de uyandırdı ama ben 12yi geçerken anca uyanabildim tabiki.Her zaman olduğu gibi pislik mide bulantısı yine benimleydi.Kalkıp yatağın üstünde bir süre mal gibi oturdum düşündüm.Ne düşündüğümü bende bilmiyorum oluyor bazen böyle anlar düşünüyorum ama ne düşündüğümün farkında değilim.Wormhole anları geliyor.Yataktan kalktım odada günlük eşortmanları arıyorum.Yok aslında aramıyorum onlar hep aynı yerde duruyor yatağımdan birkaç adım uzaktaki kitaplığım önünde sandalyenin üstünde.Her gece şartlanmış şekilde çıkardığım üstümü oraya bırakıyorum.Bazı geceler direk olduğum gibi uyuyorum üşeniyorum pijama moduna girmeye.Üstümü giyinirken kafamdan bir melodi geçiyor.Geçiyor gidiyor kesik kesik , sonra sözler geliyor.Birden Ada Sahilerinde bekliyorum diye söylemeye başlıyorum içimden.Ama öyle bir an ki sanki o anda bana ilham geliyor bütün şarkıyı ben besteliyorum ben yazıyorum öyle garip bir durum.Banyoda yüzümü yıkarken besteme devam ediyorum ağzımdan tek kelime çıkmıyor her şey içimde oluyor.Bestem bittikten sonra mutfağa gidiyorum.İlaçlarımın başına, mide bulantımı yaptığım şahane şarkı bile geçirmedi.İlaçlarımı içerken her sabah olduğu gibi hadi iyileştir beni diyorum.Ama hiç bir bok olmuyor sadece günü kurtarıyorum.Bugün nasıl bir gün onu şimdiden kestirmek zor ama devam edeceğim buraya zaten.Bir buçuk saat sonra doktora yolculuk var, doktordan sonra akvaryumcu giderim büyük ihtimalle, akşamda Onur abiyle görüşücez.En azından günün planları böyle ben gidip mide bulantımı unutmaya çalışarak kahvaltı edeyim...

Kahvaltıdan sonra gittim dişçiye.Dişimi kesti 2 yerden morfin vurdu bana.Kafam bir güzel oldu bir uyuştu ki sormayın.Nasıl bir morfinse o bütün kafam uyuştu sol kulağımı bile hissetmedim.Doktor elini çabuk tuttu yarım saatte gönderdi beni.Çıktım gittim akvaryumcuya ağzım uyuşuk, dilim uyuşuk, kafam uyuşuk durmadan elimle kontrol ediyorum salayalarım akmıştı diye hissetmiyorum yüzümde hiç bir şey.Balıklara baktım sipariş verdiğim şeyler hala gelmemiş.İstediklerimi bulamamanın sıkıntısıyla evin yolunu tuttum.Geldim bilgisayarı açtım yazının bu bölümünü yazıyorum.Birazdan cüzdananımın içine birkaç tablet Talcid ve Apranax atıp yola çıkacağım.Ağzım hala uyuşuk hedefimiz karaköy iskele...


Yola çıktım doğru metroya bindim.Metrodan zeytinburnunda aktarma yapıp tramvaya geçtim ordanda direk karaköy.Tramvayda yer buldum hemen oturdum ilk duraktan.Yanımda olan Onur Gökşen' in ''Bizim de Renkli Televizyonumuz Vardı'' kitabının kaldığım yerinden devam ettim.Bitirmek üzereydimki karaköye vardık.İndim bir sağa bir sola baktım vapur falan görebilecekmiyim diye hemen gördüm bir tane.O tarafa doğru gidiyorum.ama içimde şüphede var orasımıdır lan diye.Daha önce hiç gitmedim mi ? gittim ama ben 100 kere gitmediğim bir yere hep terddütte kalırım doğrumu acaba diye.Gittim salak gibi ordan bir adama abi vapur iskelesi nerde dedim.Demeseydim keşke pişman oldum sonra.Adam bana direk ''nereye gideceksin kadıköyemi gidiyosun'' dedi , ''sanane lan göt gidiyosam götürcenmi ben sana onumu sordum '' demedim diyesim geldi tabiki ama içgüdülerim bunun yanlış bir hareket olacağını söyledi.Yok abi iskelede işim var dedim benim gitcek olduğum tarafı gösterdi.Gittim direk bakındım biraz oralara ne var ne yok diye.Havada bok gibi soğuk deniz burnumun dibi götüm donuyor.Üstümde ince bir kapşonlu.Kalın giymeyip artislik yapan aklımı sikeyim diyorum.Alıyorum telefonu ceptan facebooka girip Onur abiye mesaj atıyorum abi ben geldim haberin olsun diye.Onur abi 5 dk sonra cevap yolluyor ben daha işteyim çıkınca buluşuruz orda...Bizim önceden kararlaştırdığımız saate daha bir saat var.neyseki erken giytmeyi dert etmedim okadar.Beni zorlayan kısım bütün banklarda sevgililerin o soğukta sarmaş dolaş oturması ve hiç üşümüyorum görüntüsü çizmesi oldu.Ulan nerdesin bee Kedi'ciğim şimdi yanımda olman lazımdı dedim kendi kendime.Bu arada Kedi diye bahsettiğim yengeniz oluyor.Herneyse tam o sırada telefon çaldı bir baktım Kedi'm arıyor güldüm telefona açmadan, sonra hemen açtım tabik.Bir muhabbete daldık ki ne üşüdüğüm kaldı aklımda ne başka bir şey bir saat aralıksız konuştuk, konuşmaya devam ediyorduk diğer telefon çaldı Onur abi gelmiş nerdesin diyor.Kedi'ciğimi öptüm telefonu kapattım.Gittim Onur abinin yanına bilindik selamlaşma muhabbetleri , gelip geçici sorular falan.O sırada kitabı imzalıyor.Ben kitabımı imzalatmıştım zaten Kedi'me imza alıyorum bu sefer.Onur abinin vapur kalkana kadar biraz muhabbet ediyoruz sonra vedalaşıyoruz ve bindi Kadıköye doğru yola çıktı.Bende gittim tramvaya bindim.Bütün yolcuğum ayakta geçti tramvay + metro + eve yaya gidiş bir buçuk saat falan.Bu arada dişiminde uyuşukluğu geçti acayip şekilde ağrıyor.Eve attım kendimi hemen ağrı kesiciyi attım ağzıma üstüne yemek yedim zorda olsa sonra oturdum kitabın kalanını okudum.Çay falan içtik derken yazının kalanını yazdım.Son bardak çayım yanımda birazdan da kalkıp balıklara yem vereceğim sonrasında bir ilginçlik olcağını sanmıyorum.Peki bunlar ilginçmiydi onuda sanmıyorum...

23 Kasım 2010 Salı

Şarap Tavsiyesi


Gece bütün bulunduğum sosyal  alanlardan duyuru yaparcasına tavsiye istedim.Listemde olan yüzlerce insan, yüzlerce çeşit çeşit insandan bir tavsiye çıkmadı bu nasıl iştir ben anlamadım.Anlamak için kafayı  yormaya da lüzum görmedim.Gün boyunca birbirine söven, içip sıçtıklarını anlatan insanlar sanki hayatlarında şarabın ne olduğunu hiç duymamış gibi oldular birden.Kimse alkol kullanmıyor kullananları kınıyordu.Öyle bir ortamda kaldım bir anda.Gece gündüz demeden  su niyetine alkol tüketen insanlardan ses çıkmadı.Ya kimse hiç şarap içmiyor ya da beni sallayan olmuyordu.Ama bunca zaman her yazdığıma yorum getiren her ortaya attığım küfüre bende senin diyen insanlar neden şimdi bu hale geldiler.Altı üstü migrosa gidecek bir şarap alacaktım kimseden ses çıkmadı.Okuduysanız bir şey tavsiye edin ama googleye yazıp da şarap ismi söylemeyin tecrübeli arkadaşlara öncelik tanıyalım lütfen, kırmızı olsun...


19 Kasım 2010 Cuma

Sevemedim Seni (S)İkibinon

Başlıkta üç S olmasının hiçbir özel amacı yoktur.Tek özel amaç parantez içinde olandır gerisi yalandır.

 Evet bu yılı hiç sevmedim.Daha senenin başından beri sevmiyordum ben bu seneyi.Hatta yılbaşında bu sene geçmez amk. Dediğim oldu.İkibindokuzun sonu çok berbattı zaten hiç öyle lan bu sene bitsin ikibinonda bomba gibi olacam dediğimde olmadı.Biliyordum bu senenin zor geçeceğini, nerden biliyordun dersin diye düşenerek cevap vereceğim buna.
 


Hastaydım, bayağı ağırdım bir deri bir kemik kalmıştım.İnsanın midesinden problemi olması ne demektir bilirmisiniz.Bilenler mutlaka vardır. Seneye girmeden 3 ay önce terk edilmiştim, buda seneye bok gibi bir giriş demek oluyor.Uzun zamandır işsizdim, öğrenci olsak da çulsuzluk hat safhadaydı.Neye el atsam boka sarıyor neye başlasam sonunu getirmeden siktir ediyordum.Yani öyle pis psikolojik durumlar içindeydim.

Peki şimdi ne değişti.İyileştim mi ? hayır iyileşmedim hala midem de sorun var ve midesinden rahatsız olanlar bilir bunlar geçici şeyler değildir bir ömür bizimledir.Bazen etkisi azalır ilaçlar falan rahatlatır bazen berbat hallere sokar adamı.Ben bu aralar iyi hallerimdeyim.Birazda psikolojik bir şeye kafayı takarsam sorun edersem ağzıma sıçılıyor haftalarca mide ağrısından, bulantıdan ve kusmaktan artık rahata erdim sikimde değil dünya hatta her gece cips bile yiyorum ağrısa bile umursamıyorum kafam güzel sanki.Terk edilme konusu ne kadar can sıksada artık o bile umurumda değil.Geçti bir kere üstünden çok zaman geçti.Hem zaten bu başka bir konuya giriyor da ben o konuya girmem artık.Yeni bir ilişkiye başlamadım bunda da her şey mükemmel ilerliyor.Onun dışında hala param yok ama o zamanlar gibi sürünmüyürom belki de Okuyan Us’ da çalışmaya başlarım bellimi olur.Bu senenin tek artısı herhalde O ‘nunla tanışmak oldu çünkü mutluyum O ’nunla…
                           

   

 Kasım ayının sonuna doğru yaklaşmış olmak beni sevindiriyor .Bu yıl bütün aylardan nefret ettim zaman geçmek bilmiyor. Neyseki zorda olsa sonuna geldik ve ikibinonbir için ’’bomba gibi geliyorum lan sana’’ diyebiliyorum.Hayatımdaki aksaklıklar sona erdi.Ama hala yılın bitmesini istiyorum tamamen kurtulmak için.Her şey gitti bir o kaldı.

Lepisteslerim Öldü

Bundan ortalama bir ay kadar önce üretim yapmaya karar alarak 3 akvaryumluk bir sistem kurdum.Öncelik olarak lepistes üretimi yapmayı düşünüyordum.Üretim için gerekli akvaryumları yeri falan hazır ettikten sonra tek eksiğimiz balıklardı.Onları da burada gayet iyi hizmet veren ve sürekli gittiğim bir akvaryumcudan almaya gittim.Balıkları tek tek kendim seçtim hepsi sağlıklıydılar.Ancak alırken toptantıcıdan balıklar bugün geldi kaçırma bunları demişti adam bana.Her neyse balıkları aldım 40a yakın dişi balık birkaç tanede erkek vardı.Balıkları akvaryuma koydum akşam baktığımda 1 tane ölü balık vardı nasıl neden derken bir şey bulamadım.Lepistesler bazen doğum yaptıktan sonra ölüyor herhalde yavruladı dedim.Birkaç gün böyle devam etti her gün balıklar ölüyor ortalıkta yavru yok ne iş derken detaylı bir incelemeye başladım.Malesef  balıklar hasta olmuş.Beyaz benek dediğimiz akvaryumcuların nefret ettiği hastalıktır bu.Balığın üstüne beyaz böcekler balığın derisini yer ve paramparça ederler.Tabi ki hemen tedaviye başladım.Daha üretime başlamadan tedaviye başlamak canımı sıkmadı değil.Çok uğraştım balıkları kurtardım.Ancak az kalmışlardı.Gidip bir daha balık almam gerekiyordu.Akvaryumcuya uğradım öğrendim ki toptancıdan gelen balıkların hepsi hastaymış oda sonradan fark etmiş falan filan sıkıyor bana almadım balık falan.Döndüm eve kalan balıkları çıkardım üretim akvaryumundan yavruda yoktu doğru düzgün onları da evdeki akvaryumumda balıklara yem ettim.Kalan birkaç tane lepistesi de akvaryumcuya götüreceğim.Üretim akvaryumuna ise evdeki akvaryumumdan aldığım yavruları boylandırma için kullanacağım.
Aranızda akvarist arkadaşlar olabilir.İşe yeni başlayıp da hemen üretim yapmaya çalışan biri değilim.Küçük yaşlardan beri akvaryum hobisindeyim.İlkokulda fanusta Japon besleyip ( fanusta balık beslenmez o zamanlar bilmiyorduk) büyüte büyüte bugün odamda 400 lt bir malawi karması akvaryumum var ve 50 lt. özel tür lepistes akvaryumum var.
Dişi Lepistes
Erkek Lepistes

17 Kasım 2010 Çarşamba

Bayram Konusunda

Daha yazıya başlar başlamaz belirteyim bayramları sevmem.İkinci olarak daha önce kurban bayramı hakkında yüzeysel bir kaç yazımda oldu hiç bir düşüncem değişmedi dileyen onu okuyabilir ya da daha detaylı şeyler duymak istiyorum diyenler olursa yazıp da yayınlamadığım bayram yazısını yayınlayabilirim.Herneyse gelelim asıl konuya.Kurban bayramı denilen olayda ben bir bayram göremem hiç bir zaman.Milyonlarca insanın aynı günde sokaklarda yol kenarlarında boş alanlarda hayvanları boğazlaması kanlarını sokkalara akıtması hiç hoş değil.Bu aynı tanrı anlayışının ilk ortaya çıktığı zamanlarda ona insan kurban etmeye benziyor.Tek değişen şeyse insan değil hayvan kurban ediliyor yöntemler ise aynı.Ayrıca kurbanlık hayvanlara yapılan eziyetleride görüyoruz.Kaçan hayvanın peşinden koşup kuyruğundan durdurmaya çalışanlar, kamyonların arkasında sürükleyenler, kesmeyi bilmeden hayvana eziyet ederek boğazını kesenler ve daha bir çoğu.Bu işi doğru düzgün yapan yok tam bir çağ dışılık söz konusu.Birde küçük çocuklarına öğrensin diye izleten aile babaları var ona nasıl baba deniyorsa artık, adam potansiyel katil ve hayvan işkencecisi yetiştiriyor.Sonra görüyoruz televizyonlarda kedinin başını ezip öldüren tipleri.Böyle bayram yapan insanların böyle şeyler yapmasıda çok normal zaten.hep kötü yanlarından bahsetmişsin aslında çok iyi bir bayram diyen tipler her zaman çıkıyor karşıma iyi yandan bahsettikleri de  hayvanı kesiyoruz sonra etini yoksul insanlara dağıtıyoruz diye hayırlı bir iş yaptığını sanan hayırsız insanlar bu bayramın çok iyi bir yanı olduğunu sanıyorlar.Ancak eğer yoksul bir insana yardım etmek istiyorsan, kurban kesmek için yaptığın masrafın çok daha azını yaparak bir çok aileye kasaptan insanların yaptığı gibi bir kilo, iki kilo et alırsın dağıtırsın ve emin ol inandığın şeyler uğruna çok daha fazla sevap kazanırsın.Diğer faydalı konu ise yoksul insanların senin kestiğin  hayvanın bilmediği bir tarafından bir parçasına pek de ihtiyacı yok, onlara para, iş, ev, giyecek lazım yani uzun vadeli  şeyler.Elimden bukadarı geliyor demekle olmaz elinden okadarı geliyorsa okadar yardım projeleri var git onlara katıl uzun vadede yoksul insanların işine yaracak şeylerde seninde faydan olsun.

Yine kısa kesmek isterken uzattığımın farkındayım yeter bu kadar. Yazının başında dediğim gibi önceki bayram yazılarını okumanıza gerek kalmadı.Her zamanki gibi sövmeye ve dinime sahip çıkıyorum ulan diye atarlı yorum yapanlar olacaktır.Abartmayın lan bir şey demedik bu tamamen kendi düşüncelerim hemde en yüzeysel haliyle...

14 Kasım 2010 Pazar

Fazla Uzatmadan! Benden de Giden Oldu


Hayat yavaşlıyor göstergemde sanırım çok geç oldu seni sensizlik geçeli.
Düşüncelerimin hepsi sana hapsolmuşken en düşünülmemesi gereken şeyi yaşattın bana bu yüzden büyük sürpriz oldu. Hani bütün ihtimalleri göz önünde bulundururdum ya ben hep, bu sefer birini gözden kaçırmışım.Sen benim yanımda ellerimi tutarken, ben hep seninle olmayı düşünüyordum bundandır aklıma gelmedi hiç, siktir olup gideceğin.Öyle olmaz bir yerden vurdun ki her şeye bir karşılık verebilen ben karşılıksız kaldım karşında.Zaten senin bu davranışına ben karşılık da veremezdim.Ben seni seviyordum, sense arkanı dönmüş gidiyordun.Buna nasıl karşılık verebilirdim ki senin gibi dönüp gidebilirdim tabi ki yapmadığıma kızıyorum şimdilerde.Sen dönmüş giderken ben koştum peşinden yolunu kestim sen beni kenara ittin yoluna devam ettin .Ben koşmaya devam ettim, her yoluna çıktığımda sen biraz daha sert tepki gösterdin.En sonunda bıraktım bende gelmedim peşinden beni en son ezip geçtiğin yerde bekledim.Bu sefer sen dönersin yine bana o en sevdiğim şekilde gülümser beni kaldırırsın diye boşuna bekledim.Sen dönmedin ben adım adım senin geçtiğin yolları takip ettim.İlk günden son güne kadar her şeyi gözden geçirdim.Bir kez daha kızdım kendime oradan yine senin için kalkmıştım.

Zaman geçer üstünden de doğru düşünmeye başlarsın ya birden öyle bir durumdayım artık. Zaman geçti üstünden ve ben sıcağı sıcağına senden başka hiçbir şey düşünemez olmuşum.Şimdi senden başka her şeyi düşünüyorum.Her şeyden öncede kendimi düşünüyorum.

11 Kasım 2010 Perşembe

Seneye Bugün

Bugün 11.11.10 olduğuna göre seneye bugün haberlere konu olacak demektir.Daha şimdiden evlilik için tarih alanlar bile olmuştur.Olur yani manyakmı yok burda, bütün sayıların aynı olduğu bir tarihte evlenmek nasıl bir mantıktsa onuda bilmiyorum.Hani belki bir uğuru vardır batıl inançlar devrededir yine olabilir.Hatırlanması kolay olsun diye okadar zaman sırf bu tarih için beklenmez herhalde, ayrıca direk evlilikten girdim olaya başka neler olabilir düşünelim.Çocuğunu denk getirip bugünde doğuranda olabilir.Nasıl millet milleniuma denk gelsin diye ıkınmadı çocuk çıkmasın diye.Millenium gecesi amma doğum olmuştu hatırlıyorum.Hatta bir tv kanalı bir hastanaden canlı yayın yapmıştı hamile yakınlarıyla röportaj yapmıştı.Bir tarih takıntısı almış başını gidiyor.Bir de şu açıdan düşünmek gerekirse, farklı olsun diye özel gün tarihlerini o zamana denk getiriyorsun ama dünya üstüne milyonlarca kişide senin gibi düşünüyor, o halde fark kalmıyor.Bence çok daha farksız olur bu tarihlere bir şeylerini denk getirenler birbiryle alaksız tarihler daha güzeldir.Bende seneye değil bugünden yazdım yazıyı buyrun...

Jim ''Sadece Bir Rüya Olamaz''

Yoldan karşıya geçerken titrediğini hissediyordu.Daha gün yeni aydınlanmaya başlamıştı yolda birkaç boş taksiden başka bir şey göremiyordu.Şaşkın ve donuk bakışlarıyla hızlı hızlı yürürken 10 dakika önce onu uyandıran mesajı düşünüyordu.
''Sana çok ihtiyacım var 'Jimmy' lütfen yanıma gel.Seni 9. caddenin başındaki barda bekliyorum.''
Ne olduğunu anlamadan sokağa atmıştı kendini ve ona sadece 3 yıl önce ölen sevgilisi ''Jimmy'' derdi.İlk önce arkadaşlarının yaptığı bir şaka olarak düşündü ama son bir yıldır kimseyle görüşmüyor ve evden çıkmıyordu.Çalıştığı yerde ona ölümünü bekleyen bir hasta gibi bakıyorlardı.Sokakları bir bir geçerken korkuyla karışık bir gülümseme belirdi yüzünde.Bu saatte bir barın açık olabilceğini düşünmüyordu, sevgilisi onu yanına istiyor ve bu mesajın sadece simgesel olarak ona gönderildiğini düşünüyordu.Mesajı atan numarayı aramak gideceği yere birkaç sokak kala aklına gelmişti.Hemen cebinden telefonunu çıkarıp mesajlara baktı.Telefon ekranına bakarken gözleri büyüdü, sendeledi.Gereksiz banka mesajları dışında hiçbirşey yoktu.Daha fazla titremeye başladı.Gözüne çarpan kırmızı mavi neon ışıkları farketti , bu o bardı açıktı...


8 Kasım 2010 Pazartesi

Yine Fuar

Fuarla alakalı daha önce 2 yazı yazdım ama bende etkisi büyük olduğu için son yazıyı ve son fuar günlerini detaylandırarak kalvyeye almış bulunuyorum.''ne var amına kodumun fuarında'' diye çıkışanlar oluyor oturunda okuyun sonra Emre bize sövdü diyorsunuz sövüyorsak sebebi var arkadaş.
Ketçaplı Ruffles ve kola eşliğinde anlatmaya başlıyorum.
5 Kasımda Onur Gökşen' e kitabımı imzalatmak için standa gittiğimde saat daha 11di. imza günü ise 13.00 da başlayaaktı.Ben zaten fuarı onlarca kere dolaştığım için yapıcak bir şeyler düşünmeye başladım.O sırada Okuyan Us standında bir tek Melis abla vardı.Ona yardım etmeyi teklif ettim oda ''istersen geçebilirsin standa bir tarafında sen dur'' dedi.Ben tabiki uçarak geçtim standın arkasına hemen çantamı bıraktım günlerdir bu anı bekliyordum zaten.Öğlene doğru Okuyan Us çalışanları standa geldi tabiki kimse beni tanımıyor herkesle tanıştım.Hemen ortamı kurdum.Sonra onur abi de geldi bana söz verdiği gibi kitap verdi ve imzaladı.Akşama doğru yarında gelmek istermisin diye sordular.Çünkü cumartesi günü Cem Yılmaz gelecekti ve elemana ihtiyaç vardı.Seve seve kabul ettim yaka kartım bile çıkartıldı.Böylece Okuyan Us ekibine katılmış oldum.
Cumartesi günü fuar en kalabalık günündeydi.Cem Yılmaz sayesinde rekor ziyaretçi oldu.İmza saatine doğru standın önü dolmaya başladı.Herkes ne zaman geleceğini sıranın nerede olacağını soruyordu.Seneryo kitapları sırf imza alabilmek uğruna acayip derecede satıldı.Sıra kavgaları çıktı biz öndeydik siz şurdaydınız falanda filanda bayaa olaylar oldu.Neyse en sonunda Cem Yılmaz geldi ve o sırada basında standa üşüştü.Haliyle hepimiz akşam haberlerinde kendimizi görmüş olduk sonradan.Çok yoğun bir gün geçirdik.Bütün gün ayakta durmanın tadına vardık.Hem aç hemde ayakta kalmak bayağı yordu beni.O akşam eve döndüm direk yatağa girdim.Pazar günü son gün olduğu için biraz geç gittim Aslında geç gitmek değildi amacım.Sabah kalktığımda yine miğdem çalkalandı kendime gelmeyi bekledim.Yola çıktım sonra acayip trafik vardı hergün 1 saatssüren yol 3 saat sürdü.Otobüsde kalp krizi geçiriyodum nerdeyse.Neyseki vardım fuara, Pucca'nın imza günü vardı ben gittiğimde bitmişti imza günü, imzalatmam gereken bir kitap vardı imzalatamadım yani.Aras abiye söyledim durumu beraber gider imzalatırız dedi.Zaten kanka olduk Dizüstü Edebiyat yazarlarıyla.Akşama doğru standı toplamaya başladık ne var ne yok koliledik.Okuyan Us yayıncılığın nerdeyse bütün kitaplarından aldım.Kolileme işimiz erken bittiği için geyiğe vurduk biraz.Kapalı alanda bolca sigara tüketildi.Sonra araba geldi yükledik ev yolculuğuna çıktık.Yolda da geyiğe devam ettik tabiki.Okuyan Us da iş ayarlanıcak diye söz aldım.Bakalım Hafta içi gidip konuşacağım belkide yayıncılığa ilk adımımız böylece atılmış olur.Bu yazıyıda yazarken bir gözüm kapalı sayılır metin belgesine bir şeyler sayıkladım....(Kemal, Sedat, Özgür abilerime bana göstermiş oldukları samimiyetten dolayı teşekür ediyorum.)

4 Kasım 2010 Perşembe

Üst Geçitten Seyrettim Güneşin Batışını

Hiç sövmediğim kadar sövdüm sana metrobüste
Kalbimi kırdın lan sen benim üst geçitte
Aktarma için giderken halk otobüsünde
Bir şeylerin eksikliğini hissettim kalbimde

Umursamazlık değildi senle olmamak
Senle olmamayı istemedim doğal olarak
Mutsuzluğu hissetmekti orada yalnız olmak
İsterim birgün metrobüste yanyana oturmak

İpodu kulağıma taktığım an metrobüste
Keşke diye başlamak isterdim söze
Ama olsaydın yanımda benimle birlikte
Keşke kulaklığı paylaşsaydık seninle

Sana sövdüm dedim de sormadın niye
Suçlu sen değilsin yanımda yoksun diye
Aktarmadan sonra üst geçitte yürüseydik elele
Metrobüste bakmazlardı bana öyle yalnızım diye