30 Aralık 2011 Cuma

Muhtemelen Son Yazı

Bir beyaz word sayfasına her şey yazılabilir mesela, diyerek arak bir girişle bu senenin muhtemelen son yazısını yazmaya başlıyorum.Siz de okumaya başladınız şu durumda…Aslında bu araklama girişi tamamen bambaşka bir hale sokarak devam ettirmeyi düşünmedim değil ama şimdi ne gerek var özgün olmak varken dedim.İyi ki öyle demişim…

Bugün karnım bir başka aç senelerdir doğru düzgün bir şey yemeyen adamın sürekli bir şeyler yiyesi var ve yiyor.Böyle arada bir olurdu bana sürekli bir açlık ama üşenirdim bir şey yemeye ya da yolda falan olurdum yemezdim, bahane tabi bunlar dişime göre bir şey bulamazdım büyük ihtimalle ama bugün öyle değil ne bulsam götürüyorum.Mesela öğlen markete gittik meyve aldık bayağı, birde ananas aldım orada hemen doğradılar.Eve geldim annem sarma yapmış bir ananas yiyorum bir tencereden sarma aşırıyorum.Sonra üstüne kellogs yiyorum yinede bir şeyler yiyesim var bir de makarna tavuktu falan evde ne buluysam yedim yani.Mide sorunlarım bir var bir yokken fazla yemek beni düşündürüyor.Ama biraz kilo almak fena olmayacak hani.Sanki alıyor gibiyim, kilo normallerimin bir kilo birkaç yüz gram fazlasına çıktım.

Yeme faslına bir süre ara verip duşa girdim.Duşta biraz fazla kalmış olmalıyım ki sevgilim 2 mesaj atmış üç kere de aramış.Tam odaya girdiğimde dördüncü çalıyordu, hemen kaptım telefonu açtım.Bana kızmış bir sesle karşılaştım, kızmıştan da fazlasını birkaç kelime sonra duydum ki hem kızmış hem inanmıyor.Banyodaydım diyorum, ‘’insan bu kadar saat banyoda kalmaz’’ diyor.Halbuki daha elimde havlum saçımı kurutuyorum.Biraz konuşma biraz mesajlaşma derken, banyoda olduğuma telefonu o yüzden açamadığıma inandırdım.Zan altında kalmak çok zor hele benim sevgilim yapıyorsa bunu psikolojik baskının yükü tonlarla anca ölçülebiliyor.Ama biliyorum, o beni çok sevdiğinden merak ettiğinden yapıyor ve normal çok seven çok kıskanır.Bana inandı ama bir daha söylemek istiyorum sevgilim gerçekten duştaydım yaa.

Bu günü ne kadar kolay özetledim, aslına bakarsak amacım bu günü özetlemek değildi, hani doğaçlama tiyatro vardır ya aldım bende klavyeyi aynen öyle takılıyorum.Bunu absürt olarak belki nitelendirebiliriz.Belki deyişimin sebebi ise absürt saçma gelişi güzel bir yazıdan bahsediyor.Burada saçmalık var ama olmayan yerlerde var asıl olan şey ise gelişi güzel kısmı.Gelişi çok güzel yazıyorum.

Artık ikibinonbir bittiğine göre ondan geçen sene diye bahsedebilirim.Geçen sene bir hayli hızlı geçti.Öyle ki geçen sene hakkında aklımda kalan pek bir şey yok.Hani oturup düşünsem ne var ne yok diye bütün sene baştan aşağı dökülür kitap sayfası gibi ama gerek görmüyorum.Aklımda tabi ki belirgin olan iyi şeylerde var kötü şeylerde var.Dediğim gibi hızlı geçti sene benim için, bitmek bilmez saçma sapan sorunlar o anda bitmek bilmez geliyor insana zaman geçiyor yıl bitti sorun ettiklerimiz mi bitmeyecek ? biterde giderde.Kısaca bakacak olursak geçen seneye, iyi bir yıl değildi.Çok kısa oldu galiba, olsun problem değil.Koskoca senenin içinde olan iyi şeyler ise sene ortalama geçti dedirte biliyor.Sadece kötülükleri görmeye devam edersem zaten sizden önce girerdim yeni yıla yapardım bunu ,diğer açılara da baktım.

Yeni yıldan hepimizin beklentileri var.Yanlış bir düşünce, yeni yıldan bir beklentimiz olmamalı, kendimizden beklentilerimiz olmalı.Hazıra o kadar çok alışmışız ki altı üstü gelip geçen ve sadece sayıları değişen zamandan beklenti içindeyiz.Yeni yılı bir fırsatmışçasına değerlendirmek önemli şu durumlarda, bazı hedefleriniz varsa bunlar için daha hırslı olabilirsiniz mesela, yeni yılla birlikte içinizde yeşeren yeni umutlar, yeni planlar, yeni aşklar kesinlikle vardır.Bunlar yoksa sizi yeni zorlukların, yeni kötülüklerin, daha berbat bir senenin beklediğini düşünüyorsunuzdur.İllaki var yeni yıldan beklentiniz dimi, boşa yazıyorum ben.

Gelişi çok  güzeldi yazdım işte…
Yeni yıla sevdiklerinizle birlikte girmeniz dileğiyle… sonrasını kafanıza göre geçirin…


12 Aralık 2011 Pazartesi

Mim'lenmişim ama Dinlenmemişim

Yukarıdaki dinlemenin anlamı yatıp uyumak değil ona göre söyleyeyim baştan...

Aslında ben öyle mimlenen bir blogger değilim mimlensemde haberim olmaz çoğu zaman, bazen de haberim olsada sallamam mimi bu sefer yazasım geldi.

Sevgili kuzgunları seven insan Ancelik beni mimlemiş buradan tekrar teşekürlerimi iletiyorum ve miminde içeriği olan kendi hakkımda yedi gerçek paylaşmaya başlıyorum.Sorasım da geliyor neden yedi diye ama neyse polemiğe gerek yok...


-İnsanın kendi hakkında bir şeyler söylemesenin gerçeği yansıtmadığını ve bu mimi yazan herkesin gerçeği değilde canının istediğini ve ilgiyi daha çok çekecek şeyleri yazdığını düşünüyorum.

-Su içince midem bulanıyor, azar azar içiyorum çoğu zaman içmiyorum.

-Bazen halüsülasyon görüyorum.

-Eski bir arkadaşım var görüşmek istediğim ama hiç görüşmüyorum.

-Kitap hastalığım var, aldıkça alıyorum, sonra sabahlara kadar okuma ritüelleri düzenliyorum.

-Kedileri çok seviyorum, bir çok insan onları kestiğimi düşünüyor ama yok öyle bir şey.

-Tembelsin, çok uyuyorsun, bilgisayarkoliksin,deli gibi oyun oynuyorsun, eve lig tv aldırcak kadar galatasaraylısın, en cok beni seviyorsun. ( Bunları da sevgilim söyledi.)

Mimlediklerim : Hiç kimse...

10 Aralık 2011 Cumartesi

Senede Bir Ay ‘’Aralıktayız’’…


Her sene işi rutine bindiren aylar bu senede birer birer geçti, hem de önceki senelerde olduğu gibi isimleri hala aynı olarak geçti.Yine her sene olduğu gibi yılın son ayına geldik ama son birkaç senedir kendimi daha fazla ‘aralıkta’ hissediyorum.

Bu aralık hayatın aralığı aslında, oradan arada bir kafamı çıkarıp ‘’Merhaba’’ dediğim yer.Şu kurduğum cümle ile kendi halinde tamamen pasif yaşayan hatta unutulan biriymişim gibi bir karakter çizdim.Sadece birkaç kelime okuyunca öyle bir izlenim bıraktı.Halbuki pasif biri değilim, hayatın bir köşesine tıkılmış kendi halinde olan biri hiç değilim, sınırlarımı her zaman genişletme peşindeyim.Genelde göz önündeyim, ya da değilim ama ben kendi yolumdayım.

Bana ‘’hiç ortalarda görünmüyorsun’’ diyenler olabiliyor, demek ki seninle olan ortalık anlayışımız uyuşmuyor.Ben bugün buradayım sen de oradaysan ben yarın biraz daha ilerisindeyim ya da geçmişle ilgili bir problemimi kurcalamak için biraz daha geriye gitmişimdir.Sen olduğun yerde sürekli kaldığından dolayı belli bir ‘’ortalığın’’ olmuş, insanları orada görmediğinde onların yok olduklarını düşünüyorsun demektir.Oldu ki bir yerde karşılaştık sen kesin pasifsindir hala aynı yerde kendi ortalığındasındır benimse bir işim düşmüştür oradan geçiyorumdur, bana bunu söyleyebilirsin, şimdi haklısın işte evet ‘’ben senin ortalığında hiç görünmüyorum’’, şimdi anlamışsındır umarım…

Ruhum çalkalanıyor bazen de fikrim girdaplar da boğuluyor.Aralıktayım işte o zamanlar, o zamanlar bu zamanlara denk geldi bu sefer ve bu senede bir olan bir şey değil, her gece bilgisayarımın ekranı bir uzaklaşıp bir yakınlaşıyor gözlerimi uzun uzun ovuşturup başımı silkelemem de bir şeyi değiştirmiyor.
Geçmişe takılmanın orada kısılıp kalmanın bir alemi yok, geçmiş de yaşanan her şey birer tecrübe onları sorun etmek yerine ileride yapacaklarım için kullanmak daha mantıklı geliyor.Sonra ben geleceğe takılıyorum, geleceğimin içinde sıkışıp kalıyorum.Orada sıkışmak biraz daha zor bence, geçmişte yaşayıp da ‘’neden?’’ diye sorduğum ve havada asılı kalan cevabı olmayan soruları düşünmektense, alternatiflerle o değilse bundandır bu değilse şundandır diye geçiştirmek daha rahatlatıcıdır.Ama gelecek öyle değil, ‘’neden?’’ sorusunu bile soramıyorum.Hiç bir şey bilmeden bir şeyleri çözmek daha zor, bazen bunalıma bazen sinir harbine, bazen de yersiz siktir çekmelere itiyor.Hayır vazgeçtim yersiz değil o siktir çektiklerimin hepsi tam yerinde ama sakın sorma neye çektin o siktirleri diye, gelecek bu sen bilmediğin bir şeye siktir çekme cesaretinde bulun sonra düşün bunları, bu arada bu siktir çektiğin şey kendi geleceğinden bir parça, sadece kendine ait…

Yani diyorum ki aralıktayım ve bu sene bu aralık ayına denk geldi.Ne kadar da hoş bir tesadüf, bazen insan öyle bir aralıkta kalır ki yeni yıla bile giremez.Bazen de öyle aralıklardadır ki girmediği yer kalmaz belki senden önce girip çıkmıştır bir çok aralığa…


24 Kasım 2011 Perşembe

Fuardan Sonrası


Fuardan önce bayram haftasında dönemlik bir iş bulmuştum orada çalışıyordum.Çalıştıkta ne oldu daha paramı bile alamadım.Paramı alamamış olmam başka bir konuda uzun uzun işlenerek sövgülerle süslenecek bir konu olabilir.Her neyse diyorum ve devam ediyorum bayramdan hemen sonrasına fuar geldi ve geçen sene olduğu gibi ilk günden daha fuar açılmadan girdim içeri dolaşmaya başladım.Bundan zaten bahsetmiştim.Yine geçen sene olduğu gibi gittim Okuyan Us yayınlarında çalıştım.Aslında ilk başta çalışmıyordum da sonradan çalışmaya başladım.Yani çalışacak mıyım ? belli değildi iki gün sonra belli oldu.İmza günleri geldi geçti, stant bir hayli kalabalıktı.Dizüstü serisindeki kitaplar çoğaldıkça imza günleri de çoğalıyor haliyle.Geçen seneden daha yoğun bir fuar oldu.Tabi geçen sene Cem Yılmaz’ın imza günündeki yoğunluğu yakalamak kolay değil onu saymazsak vardı bir yoğunluk.En çok dillerde olan Pucca’nın imza günüydü, orada da bir izdiham yaşandı.Orada yaşananların hepsine geri planda birebir tanık oldum.Pucca’yı arka kapıdan kaçıran ekibin içindeydim sonuçta.Tüyap’ın umursamazlığı sonucu oldu orada yaşanan kötü olaylar.Neyse ki sonra tatlıya bağlandı saatlerce süren güzel ve düzenli bir imza günü oldu.O gün bayağı yoruldum bir standa bir imza salonuna koştur dur derken bir de gece toplanıp fuardan çıkmak vardı.Ama bir kere yoğun tempoya alışıp çalışmaya başladım mı gerisi rahat geliyor benim için.Sevdiğim işi sevdiğim insanlarla yapmak çok daha etkileyici oluyor.

Bir hafta boyunca internetten konuşup görüşüp birbirimizi takip ettiğimiz birbirimizden haberdar olduğumuz insanların bir kısmı gelip gitti.Gelenlerle yüz yüze tanışmak iki lafın belini kırmak oldukça güzel oldu.Böyle durumlarda sanal ortamda yapılan geyiğin sadece orada kalmadığını yüz yüze tanışıldığında aynı samimiyetle muhabbetin devam ettiğini görmek çok güzel oluyor.İmza günlerinde tanıdıklarıma oldukça yardımcı olmaya çalıştım.Torpilci bir adamım, belki biraz da çıkarcıyımdır gün gelir benimde işim düşer.Yok ya o mantıklı düşünmedim hiç daha önceden tanıdığım insanlar sırada benim yüzüme bakarken ‘’sen bekle abi bana ne’’muamelesi yapamıyorum.Kısacası sanal alemdeki arkadaşlıkların saçma ve gereksiz olduğunu düşünenlere bizim yaşadıklarımız mükemmel bir kapak olur.

İki hafta boyunca tempolu çalışma şekline tam alıştım derken fuar da bitti.Elime geçen para bittiğinde ne yapacağım onu düşünüyorum.İlla ki bir şeyler bulunur duruma göre hareket edeceğim.Şimdilik iş ve tempoda durum budur.Bir de sosyal hayat var ki  orada son zamanlarda çok acayip şeyler yaşıyoruz ama bu başka bir yazının konusu olmayı hak edecek güzellik ve çeşitlilikte.

Fuar toparlanırken öylesine çektiğim bir fotoğraf...

13 Kasım 2011 Pazar

30. Tüyap Kitap Fuarı - 21. Uluslar Arası Sanat Fuarı

Geçen sene olduğu gibi bu sene de sabah erkenden kalkıp Tüyap otobüsüne bindim.Önceki tecrübesizlik ve tedirginlikleri atmış olarak ipodumdan gelen bangır bangır müzik eşliğinde otobüstekilerin saçma bakışları altında yaklaşık bir saat bir yolculuk geçirdim bu fuar alanı çok uzakta arkadaş.Hava da oldukça güzel bir soğuk vardı ama kat kat giyinmenin vermiş olduğu dayanılmaz sıcaklıkla soğuktan pek etkilenmedim.

Biten yolculuk sonunda koskaca otobüsten sadece iki kişi indik.Diğer ineni tanınımıyorum ama yanına boş bir çanta aldığına göre alışverişi çok olacak diye düşündüm.Sonra ise gördüğüm şu oldu ;
Hemen içeri girdim, saat on buçuk civarlarındaydı fuar daha açılmamıştı.Ben daha standlar kapalıyken gezmeye başladım.Sonra sıkıldım kapalı fuarı dolaşmayı tam Okuyan us standına yöneldim bir baktım onlar da yeni gelmiş standı açıyorlardı.Gittim yardım ettim.Sonra yaka kartımı çıkarttım fuar açıldıktan sonra başladım gezmeye.



Fuarın girişinde Her zaman olduğu gibi Penguen standıyla karlışıyoruz.


 

Biraz Yürüdükten sonra Leman bize merhaba diyor.


 
Olmazsa olmazlar arasında yer alan bir diğer karikatür dergisi Uykusuz'un standı yine oldukça güzel olmuş.


Karikatür dergilerinin standları geçen senelere göre bu sene daha uygun fiyatlı, geçen sene bir iki kitap poster ile eldeki paradan oluyorduk bu sene daha fazla kitap poster takvim bardak gibi ürünlerle paramızdan olacağız.Her zaman eski kitaplar dergiler yeniere göre daha ucuzdur ama bu sefer yeniler ve eskiler arasında fazla bir uçurum yok her ikiside oldukça uygun mutlaka uğranıp bir kaç şey alınması gerekir.

Gelelim Yayınevleri ve Kitapevleri standlarına.Neredeyse bütün yayıncılık ve dağıtımcılık sektörü burada.O yüzden her yeri tek tek fotoğraflamadım.Daha dikkat çeken standlara yoğunluk gösterdim.

Kampanyalar açısından bereketkli bir fuar haftası bizi bekliyor.Bütün standlarda indirim var özellikle bazı kitapevleri ve yaynevleri neredeyse %50 kadar indirim yapmışlar.Bunun yanında üç kitap şu kadar on kitap bu kadar gibi verdiğimiz paradan çok kitap sahibi olmamızı sağlayan kampanyalar mevcut.Tabi yeni çıkmış bestsell kitaplarda bunları beklemeyin.Geçen sene olduğu gibi ''ben fuara gittim her şey çok pahalıydı '' demeyin.Gezin ucuzunu bulun kenarda köşede kalmış o kadar iyi niyetli insan varki zaten yarı fiyatı olan kitap daha da ucuza vermeye hazır.Para değil Edebiyat kazansın mantığı bir çok kişide mevcut.

Birkaç dikkat çeken stand fotoğrafını paylaşayım sizinle.

Öncelikle Okuyan Us standı ilk oraya gitmiştim aslında.Geçen seneden daha güzel daha düzenli bir stand olmuş.

Ötüken iyi bir sloganla süslemiş standını ama daha iyisi vardı.


Can Çocuk çocuk gibi bir stand adına yakışır.


Can Yayınları yayınlarını sergilemiş.



Doğan Kitap'ın fikri geçen seneki standı nasıl değerlendiririz tarzında olmuş iyi de olmuş.



Az önce daha iyisi var demiştim.Bence daha iyisi Timaş yayınları olmuş.
''İyi ki Kitaplar Var''

Şimdilik kitap fuarında durum budur.Kitaplar dışında uluslar arası salonda bir çok etkinlik ve söyleşi mevut onun için etkinlik sayfasına göz atın derim.Gün boyunca söyleşiler çeşitli etkinlikler oluyor.Kitap fuarı için tavsiyem geçen sene ile aynı, kitap okumayı seviyorsanız cebinize her zamankinden biraz daha fazla para koyup buraya gelmelisiniz.Bir diğer dikkat etmeniz gereken şey ise eve dönerken çantanızın taşabileceğinizden daha ağır olmamasına dikkat etmeniz benimki yine öyle oldu daha ilk günden...


Gelelim Sanat Fuarına,bence burada şurası şöyle burası böyle denilecek bir taraf yok.Buranın gelinip görülmesi değerlendirilmesi lazım.Özellikle resim çalışmaları açısından mükemmel, gördüğüm bazı yanlışlar ise geçen seneden kalma bir kaç şeyin tekrar karşımızda olması.Onun dışında her şey kişinin kendi değerlendirmesine kalmış.

Buradan da bir kaç fotoğraf.

 
 



 
 

 










Özet geçmek gerekirse ki Gidin Görün Kitap Alın...

7 Kasım 2011 Pazartesi

Seni Sevenleri Bir Bir Öldürmeyi Düşünüyorum

‘’Bazen gerçekten söylemek istediğim bumuydu diye düşünüyorum.Söylediğim her söz sonrasında düşünmüyorum bunu, söylediğim her söz öncesinde o sözü söylemişim gibi düşünüyorum bu daha iyi bir etki bırakıyor kuracağım bir sonraki cümle için ve bazen söyledim sanıyorum düşündüklerimi…’’




Evet gerçekten seni seven herkesi öldürmeyi düşünüyorum.Düşündüğüm oluyor sana ilgi gösterenleri bir bir yok etmek.Aslında onlara dönüşü olmayan bir uçak bileti bile alabilirdim ama ne yazık ki hepsinde telefon numaran var.Hattı değiştirmek sana olan sevgilerinin önüne geçmek için bir engel değil.Buna engel olmak istemiyorum yani sana ulaşmalarına, sana ulaşmakta bir problem yok bence ama sana ilgi göstermek için ulaşanlar ve ulaşmaya çalışanları bu dünya üstünde görmek istemiyorum.Uzayda oksijensiz ortamda bile karşılaşmak istemiyorum.Benim karşılaşıp karşılaşmamam değil problem onların seninle karşılaşmak için girdikleri çabalar.Gerçekten var mı böyle çabaları ? biliyorum var.Sen benden gizliyorsun bunların çoğunu, belki de sende istiyorsundur.Onların bir şekilde seninle karşılaşma çabalarında bulunmalarını bu çabaların sonuç vermesini ve seni sevip ilgi göstermelerini.Ama bu çabaların sonuç vermesi için senin de bunu istemen gerek.Yoksa sen de mi istiyorsun ? Paranoyakça düşüncelerimin önüne geçemiyorum biliyorum kendim ‘’paranoyakça’’ diyorum.

Seni kimse sevmesin demiyorum arkadaşların yine sevsin seni ama arkadaşça sevsinler umursamadan sevsinler.Sana normal bir arkadaşın göstereceği ilgiden fazlasını göstermesinler.Mesela sen üzüldüğünde basit teselli cümleleri kurup geçiştirsinler, seni tekrar mutlu etmek için uğraşıp başka şeyler yapmasınlar.Biliyorum yapıyorlar, sen mutlu ol ama onlar etmesin.Başkalarıyla saçma sapan esprilere gül, hayata gülme.Çünkü hayata benimle gülmeni istiyorum, benimle gülüyorsun mutlu oluyorsun, başkasının bunu yapmasına gerek görmüyorum zaten olmamalı.

Sonra çıkıp sana diyorum ‘seni sevenleri bir bir öldürmeyi düşünüyorum.’’.Ne kadar da manyakça geliyor kulağa ilk duyulduğunda oysa anlattıktan sonra ortaya çıkan manyaklık ilk duyulanın yanında hiç kalabilir bazen, bu onlardan biri değil.İlk duyulduğunda büyük bir psikoloji karmaşası çıkıveriyor ortaya anlattıktan sonra ise bambaşka şeyler.Anlattığım şeylerde ne demek istediğimi anlatmak isterdim ama bu oldukça saçma değil mi ? zaten anlatmış olduğum bir şeyi tekrar orada ne anlatmak istediğimi anlatmak.Gerekirse anlatırım ama işin özünde söylemek istediğim çok basit aynı bir şiir gibi bir şiirin konusunu işlemek gibi. Evet ben ‘’Seni Sevenleri Bir Bir Öldürmeyi Düşünüyorum.’’

30 Ekim 2011 Pazar

Yoğun muyum ? Değil miyim ?


Yoğun muyum ? değil miyim ? bilmiyorum.Aslında öyle günler geçti ki son birkaç haftadır ev dahilinde yapacak bir şey bulamamanın sıkıntısıyla kıvranıp durdum.Evde sıkılmak zaten çok beter bir şeydir, bütün günün bomboş geçer.Hiç bir şey yapmak istemem ya da yapmaya niyetlendiğim de bu sadece yapmayı aklımdan geçirmek olarak kalır.Mesela masamın üstünde illaki okumakta olduğum bir kitap vardır bari şunu bitireyim derim ama elime almam bit türlü, bomboş günde illa bir mani çıkar yapmak istediğim şeyi yapmama belki de gerçekten yapmak istemiyor oluşumdandır.Bazen de uzun soluklu bir işe girişmeye koyulurum mesela akvaryuma temizlik yapmak gibi tam kollarımı sıvar işe başlarım aradan kısa bir zaman geçer, telefon çalar o boş günü doldurmak ister telefonda ki ses bende isterim ama başlamış olduğum iş öyle bir konumdadır ki artık bıraksam olmaz, işimi bitirdiğim de ise artık geç olmuş ve yeteri kadar yorgunluk çökmüştür.

İşte son zamanlarda geçirdiğim günler hep böyle oldu.Açtığım Word dosyalarını biraz sonra yazarım deyip kapattım.Elime aldığım kitabı masanın üstüne usulca bıraktım.Bu arada gündüzleri kitap okumayı pek sevmem, gece kitabı elime aldım mı okumaktan büzüşmüş iki gözün gün ışığını görmesiyle bırakırım.Aslında yazılacak çok konu var kafamda, bunların hiçbiri gündemi çok fazla meşgul eden veya sosyal sorumluluk tarzında şeyler değil tabi ki her zaman olduğu gibi kafama göre takılmaya devam.

Bir de en nefret ettiğim bayram geliyor ki artık ben bu bayramın ne kadar iğrenç bir şey olduğunu uzun uzun yazmak istemiyorum.Gerçi bütün bayramlardan nefret ediyorum…

Biraz dağınık olsa da kafam toparlamaya çalıştım.Önümüzde ki on günlük süreçte sadece geceleri internette olabileceğim…