6 Ocak 2011 Perşembe

Benim Hiç Siyah Beyaz Televizyonum Olmadı!


Ben siyah beyaz televizyon ve yayının tek kanallı olduğu zamanı görmedim.Hatta o tarihlerden çok sonra doğdum diyebilirim.Bizim evimizde televizyonlar renkliydi, televizyonlar diyorum iki tane televizyon vardı evde.İlkokul zamanına kadar sadece atari oynuyordum.Ama çok sıkılıyordum.Biz öyle saatlerce televizyon başında atari oynayan veya çizgi film izleyen çocuklar olamadık, gözümüz hep dışarıdaydı.Sabah dışarı ne kadar erken çıkarsak daha uzun süre maç yapabiliriz, daha fazla aylık oynayabiliriz peşindeydik.Sadece top odaklı değildi tabi ki oyunlarımız, mahallemizde dönemler olurdu, misket dönemi gelirdi herkes misket oynardı maç hiç yapılmazdı, taso vardı birde yere koyup ters çevirine kadar üstüne başka tasoyla vururduk çeviren kazanırdı, dağcılık diye bir oyunumuz vardı sokak aralarında inşaatlarda bulduğumuz her yüksekliğe tırmanırdık.Bir arada beş taş akımı girmişti mahalleye, kiremitle yere tablasını çizer bulduğumuz ufak mermer taşlarıyla oynardık.Yani diyeceğim o ki çocukluğun mahallede nasıl geçtiğini bilirim.Üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, oyunlar ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın ‘’HAYAT MAHALLEDİR’’.

Onur Gökşen’ in kitabını da bu sloganının bana bir şeyler hatırlatması ile aldım.Kitabın kapağında eskiye dair çok şeye yer verilmesine rağmen anlatılan sadece eski hayat tarzı değil, yaşanmış şeylerin unutulmayacağını da gösteriyor bize Onur Gökşen.

Mahallede olan bitenler, komşular, dedikodular arkadaş arasında hava atmalar gibisinden hemen her dönem olan şeyleri, hiç böyle yaşamamışsınız hatta daha önce hiç böyle okumamışsınız gibi hissedebilirsiniz.
Bu kitapta anlatılanlar sadece mahalle hayatı değil.Onur abi hayatında en olmadık şeyleri yaşayan bir insan olmuş bugüne kadar.Kitapta öyle anılar var ki, insanın başına az gelecek türden ve Onur abi bunları öyle bir yazmış ki durum ne kadar vahim olursa olsun okurken bizi gülümsetebiliyor.Yalnızca gülümsemek değil, kahkahalarla gülünecek durumda kaldığı da olmuş.

Sadece mizahi yanıyla değerlendiremem bu kitabı, değinmeden geçemeyeceğim bir şey oldu kitabı okurken.Yatağımın üstünde oturmuş kitabı okuyorum, yine gülümseten bir bölümden çıkmışım diğer bölüme geçiyorum. Bölümün adı ‘’Birbirinize İyi Bakın’’ ,daha önce hiçbir kitapta duygulanmadığım kadar duygulanıp ağlamaya başladığım bölümdür.Gerçekten duyguları bu kadar iyi anlatabilmek, orada yaşanan etkiyi okuyucuya da yaşatmak her yazarın yapabileceği bir iş değildir.Gözümde yaşlarla bitirdim bu bölümü ağlamayı sevmediğim için kitaba hemen devam ettim, bunun üstüne Onur abi elbet bir güzellik koymuştur diyerek.

Gülümsemelerle göz yaşlarının bir arada olduğu, sizi çocukluğunuza götürüp benim de böyle bir arkadaşım vardı dedirtecek ve en inişli çıkışlı hayatı yaşadığını yazdıklarıyla size gösterecek bir kitap yazmış Onur Gökşen.

4 yorum:

  1. Mahalle kavramını yaşayan şanslı çocuklardanmışız biz. Daha fazla nasıl dışarda kalırız hevesi ile anneme yalvarmalarımı unutamam. Ufacık oyunlarla ne kadar mutlu olurduk.

    Onur Gökşen'in kitabını ilk çıktığı gibi alanlardanım ben ve bir günde bitirmiştim. Dizüstü Edebiyatı serisinde en çok beğendiğim ve en anlamlı bulduğumdu. O kadar geçmişte çocuk olmamış olsam da bazı şeyler benim çocukluğumu hatırlatmıştı.

    YanıtlaSil
  2. O tasolar yok mu tasolar ! Çocukluğumun en güzel anısıydı,ama bi kumar hastalığı bıraktı bende. Kürdanına da olsa her oyunu bişeyine oynıycam.:D

    YanıtlaSil
  3. Ben hatırlıyorum o tv leri
    Bir keresinde saklambaç oynarken beni bi tanesi komurluge kitlemişti kimse saatlerce bulamamıştı beni takı babamı karşımda görene dek =)bu geldi aklima en kisa zamandada kitabi temin edicem merak ettim

    YanıtlaSil
  4. Serinin en iyi kaleme alınmış kitabı diyebilirim bunun için

    YanıtlaSil