30 Ocak 2011 Pazar

Herhangi Bir Konu


Belirli bir konuyu konuşmak için toplanan insanların karşısına çıkıp herhangi bir konuda konuşmak nasıl olur denemek isterdim.
‘’Bir konuşma yapacaksın.İstediğin herhangi bir konuda.’’


İnsanların oraya toplanış amaçları belliyken benim onların karşısına çıkıp istediğim herhangi bir konuda konuşmam oldukça ilginç olacak.Hem benim için farklı bir deneyim olacak hem de oraya katılanlara amaçtan sapma hissi uyandırabilecek.Bir konuşma metni hazırlamayacağım, sürekli önümde duran kağıtlara notlara bakmayacağım.Aklımda bir konu da belirlemiyorum, tamamen doğaçlama olacak bu konuşma.Nerden nasıl bahsedeceğime o kürsünün arkasına geçerken düşünürüm belki.

İnsanların neye ne tepki verdiklerini görmek istiyorum sadece.Bunun için de konuşma yapacağım ama benim konuşacağımı bilmeyen insanların toplandığı yere erken gideceğim, benden önce konuşanları dinleyeceğim.Etkili olmak için onların bahsettikleri ve oraya toplandıkları konudan bahsetmeyeceğim.Çünkü kendi etkileyiciliğimi kendim yaratacağım.Öyle şeyler söyleyeceğim ki konu ile pek alakası olmamasına rağmen oraya bir konuyu konuşmak için giden ve buna odaklanmış insanların anlattıklarım hakkında kendi düşüncelerinden bir şeyler bulmalarını sağlayacağım.Bunun içinde iyi analiz etmek gerek orada bulunan insanları.

Bazen konu ne olursa olsun, konuya girmeden sadece sınırlarına yaklaşıp söylediklerim içinde bir iki cümle ile sınırda gezinerek etkili bir konuşma yapmam onların hoşlarına gidecektir.Bir çoğu söylediğim cümlelerin sonunda kendinden emin bir şekilde kafa sallayacaklar.Bazı oyun bozanlar bu neler saçmalıyor konumuz bu değil diyecek.Orada toplanan insanlar konuya girmeden bir şeyler anlatılabildiğini de savunacak belki.Herkes kendi içinde bir karmaşa yaşayacak söylediklerime hak verecek, girdikleri bazı ortamlarda kendi düşünceleriymiş gibi benim söylediklerimden alıntılar yapacak veya düşüncelerini güçlendirmek adına söylediklerimden yararlanacaklar.

Yaşanmışlık üzerinden bir şeyler anlatıldığında etkileyiciliğin artacağı düşünülse de iyi bir anlatıcı olduğunuz da yaşanmışlığın pek bir önemi kalmaz.Anlattığım kişiye onun yaşanıp yaşanmadığını söylemeden de anlattıklarım da etkileyici olabilirim.Sonuçta bir çok şey yaşayabiliriz, her şeyi yaşayamayız.Bir yerden sonra anlatılanlar yaşanmışlıklarımız olur…

23 Ocak 2011 Pazar

Kötü şey.Lanet.


Kötü şeyler olacak, yaşananlar kötü şeyler.Çok kötü şeyler yazacağım, içimdeki bu ağırlık kötü bir lanet! evet lanet sensin, beni bir kere öldürdüysen daha neler yapabileceğini tahmin edemiyorum.Kötü şeyler bunlar sen mesela.Sen kötü değildin.Hayır sen kötüsün, bunu gerçekliğini hiçbir şey değiştiremez artık.Lanetleri sen yarattın, içimdeki bu kötü sıkıntı ahh.

Kötü şeyler yazacağım demiştim, seni yazsam yeter mi? Herkese laneti yaşattın mı ? yoksa sadece ben mi kötü biliyorum seni ?.Anlatsam ne fark eder kötü şeyler oldu, belki sadece bana oldu ben biliyorum.Anlatmadan sadece seni yazsam yetmez, hayır o kötü değil derler belki bana.Bak lanetini görüyor musun? artık inanmıyorlar bana, kötü şeyler yazacağım seni anlatmadan lanetini yazacağım.

Sen kötüsün, ben senden sonra daha kötü oldum.Kötülüklerimiz bile farklıymış.Sen lanetin kötülüğündesin, bense çaresiz bir hastalığın.Hayır senin lanetin çaresiz değil artık, artık mı ? belki de her zaman böyleydi.Bir lanetten bahsetmem gerekirse bu sensizlik olmamalı, o bir acizlik hikayesine dönüşür.Sen kötüsün, beni öldürdün sandın, sen öyle sandın lanet…Herkes öyle sandı bende kötüydüm.Bana bir şey olmadı sadece sen kötülüğüne lanet kattın.Yoksa bana bir şeyler yaptın mı ?.Lanetinin bana neler yaptığını bile tahmin edemiyorum.Bildiklerimden fazlası da mı var yoksa ?

Kötü şeyler yazmayacağım.Kötü şeyler oldu yine olacak.Lanet evet senin lanetin.Hayır lanetin kendisi sensin.Bense kötü değilim artık…

21 Ocak 2011 Cuma

Gece Yolculukları



Geçenlerde yoldayız elektrikler kesik yolu sadece farlardan gelen ışıklar aydınlatıyor.Radyo açık kısık seste bir müzik çalıyor, öyle ağır ağır çalıyor ki sözlerin ne olduğu hiç önemli değil zaten anlaşılmıyor.



 Birden içime anlamsız bir hüzün çöktü.Herkes sessiz arabada, ortam bir garip, o anda sanki arabada düşüncelerimle yalnız kalmışım.Arka koltukta oturmuş düşüncelerim bana bir şeyler anlatıyorlar.Gece 
 yolcuklarını beni hüzünlendiriyor.




 İnsan sevdiğini özlüyor, sorunları dertleri geliyor aklına çözüm için bir şeyler düşünüyor.Bir süre sonra derin bir ‘’offf’’ çekiyorum, radyonun kanalını değiştirip sesi biraz daha açıyorum.İlk çıkan şarkı hakkında konuşmaya başlıyorum, ben konuşmaya başlayınca herkes düşüncelerinden uzaklaşıp tekrar arabanın içine dönüyor.

18 Ocak 2011 Salı

Sorun Bende Değil ‘’SİZDE’’


Pazartesi günü yayınevindeydim.Kitap bugün kesin gelir hisleri içinde gittim oraya, akşama kadar oturdum kitap falan ortalıkta yoktu.hava kararmaya başladığı vakitlerde kitaplar geldi.Hemen indirmeyi yaptık açtık bir paketi herkes eline aldı bir tane kitabı inceledik.İlk bakışta kitabın rengi dikkati çekiyor, kapakla gerçekten uğraşılmış ve ortaya muhteşem bir şey çıkmış.Herhangi bir kitapçıda ilk dikkati çeken kapak ikincisi de ark kapakta yazanlardır.Arka kapaktaki tanıtım yazısı da o kadar güzel ve dikkat çekici ki ben bu kitabı alayım dedirtir.Bende hemen aldım bir tane okumaya başladım.Piyasaya çıkmadan alıp okumaya başlamakta ayrı bir güzelmiş onu da belirtmem lazım…


Kitabı ilk okumaya başladığımda, çoğu kişide oluşacağını düşündüğüm bir ön yargı oluştu kafamda.Sevgilisi tarafından terk edilen bir kız olarak başlayan kitabın ilk bölümünü atlattıktan sonra, karşınıza öyle güzel bir manzara çıkıyor ki ön yargılarınız uçup gidiyor.

İkinci bölümden sonra her şeyi daha detaylı anlamaya başlıyoruz.Anlatılanlar hep birbirini kovalıyor, bir bölümü okuduktan sonra diğer bölümü okumama gibi bir durumunuz söz konusu olmuyor, bundan sonra ne oldu diye hemen sayfayı çeviriyorsunuz.

Okurken en başından sonuna kadar ayrılık psikolojisinin etkilerinden, sonrasında yapılanlar ve bu yapılanlar karşısında oluşan tepkileri inceledim.Herkes gibi benimde başıma ayrılıklar geldi.Ama bu ayrılıklar içinde öyle bir ayrılık vardır ki hatta ayrılık değil öyle bir terk ediliş vardır ki okurken işte o ayrılığı hatırlayıp eski sevgilinize sövebilirsiniz.Sadece kendi eski sevgilime sövdürmekle kalmadı kitaptaki karakterlere de  sövdürdü bazı yazılanlar.

En sevdiğim bölümden bahsetmeden geçemem.Sevgililerinden birinin ‘’küçük cadı’’ yeğeniyle tanışma bölümü hem çok eğlenceli hem de kadının, onun dışında ilgilenilen ne olursa olsun bunu kabullenemeyeceği ve kıskanacağını gösteriyor.

Kitap her ne kadar kadınlara hitap ediyor olarak gözükse de, terk ediliş psikolojisi ile kalınan durumlar çok iyi anlatılıyor.Her zaman olduğu gibi yer yer bende bunu yaşadım, evet aynen bunlar oldu dedirtirken, kaldığı ilginç durumlara verdiği farklı tepkiler ve anlatım şekliyle de bizi gülümsetiyor.

Pinkfreud’ u tebrik ediyorum ve kitabın devamı  gelmeli diyorum…

15 Ocak 2011 Cumartesi

Sendromal bekleyişler


Sendromal bekleyişler, diğer adıyla stresli geçen zaman yer bitirir insanı.Bir şey yapmak için beklemek veya olacak bir şeyin olması için beklemek beklerken önünde olan engelleri bilip onları aşmak içinde uğraşmak işin içine girdimi değmeyin stresime.

Uzun zamandır bir şeyler yazmayışımda bundandır.Odaklandığım yani beklerken önüme çıkan engelleri bu hafta sonu aşıyorum.Pazar akşamından itibaren rahatım.Haftaya güzel gireceğim en azından.Önümüzdeki hafta içi güzel gelişmeler olsunda bu bekleyişlerin sıkıntılı geçen zamanın getirdiği stresi alsın götürsün benden diye bekliyorum.Bu aralarda beklemek ve bir şeyler yapmak adına çok laf ediyorum, sanırım bu konuda yoğunum.Şöyle de bir çelişki doğuyor, bekleyişlerimi yazdıktan sonra, sonucunda ne olduğunu  yazmıyorum beklediğimle kalmışım gibi seziliyor.Bekleyişlerimden bahsederken onların ne olduğundan bahsetmediğim gibi iş tamamen kesinleşmedikçe sonucundan da bahsetmiyorum.Bunlar öyle kısa zamanda olacak şeyler değil uzun vadeli görüşmeler ve bu görüşmelerin bir sonraki yapılana kadar olan bekleyişler.Ama sanıyorum ki bu hafta sonu engelleri devre dışı bıraktıktan sonra bekleyiş dönemi kısalacak.Hafta içi yapacaklarım var, her şey istediğim gibi olsun diye, her şey olabildiği kadar iyi olsun diye uğraşıyorum.Acele edip yanlış hamle yapmaya gerek yok, çok fazla ağırdan alıp işin olurunu kaybetmek de yok.Duruma göre hız belirleme en güzel yöntem şimdilik…