28 Şubat 2011 Pazartesi

Ve Biter Şubat.


Bir önce ki yazı da Şubat ile kavga etmiştik.Bu sadece yazmak olsun diye edilen bir kavga değildi, gerçekten beni bitirmek için olabilecek çok şey bu ay için de olmasından dolayıydı.Şimdi ise son günündeyiz hatta saatleri bile diyebiliriz.Ama Şubat sen ne yaptın bana böyle ?

Şubatın daha ilk günlerinde bir takım aksilikler oldu.İlk haftasında olaylar gelişti değişti.İkinci haftadan sonra her şey alt üst olmaya başladı.

Şubat sen bana bunları bana yavaş yavaş sokmaya çalıştın ama ben hepsini fark ediyorum.Ama biraz abartmadın mı ? bence abarttın.Şimdi sen gidiyorsun ya arkandan siktir git diyeceğim.Gidiyorsun da ne değişiyor, orası da var değil mi ?. Öyle şeyler yaptın ki, öyle sorunlara soktun ki beni Şubat bunları çözmeye kalksam çözülecek şeyler değil.Hani bazı sorunlar olur üstüne yoğunlaşır halledersiniz yapabileceğiniz şeyler vardır.İşte bu şerefsiz Şubat öyle bir duruma soktu yapabileceğim şeyler geniş zamana yayılmış durum da.Şubat başıma açtığın bu sorunların üstesinden gelebilmem için aylara ihtiyacım var.Ortalama bir yedi ay kadar uğraşacağım bu yaptıklarını düzeltmek için, sonunda düzeltememe ihtimalim bile var.Gerçi bunları yapan sensin Şubat sonuçların da neler olacağını biliyorsundur.Şimdiden söyleyeyim ben de sana seneye Şubat ayı geldiğin de zamanın olmadığı bir yerde olacağım, üstünden atlayacağım…

22 Şubat 2011 Salı

Unuttum Ben Bu Ay ‘’Yirmi Sekiz’’


Hayatı bazen kontrol edemiyorsun.Aslında hiçbir zaman kontrol edilemiyor.Her şeyi ele aldım derken olabilecek şeylerin en imkansızı ya da en hesaba katılmayanı ortaya çıkıyor.Bu durum da yaptığın planlar ya da gerçekleştirmek üzere olduğun düşüncelerinin önüne bir engel daha çıkıyor.

Evet ben bu ayın yirmi sekiz gün olduğunu bugün fark ettim.Hem de basit bir para hesabı yaparken.Diğer bütün aylardan daha  yakın geliyor ay sonu.Ama bitmiyor, Şubat diğer aylardan kısa olmamasının intikamını alır gibi üstüme geliyor.Bütün olumsuzluklar bütün talihsizlikler peş peşe geliyor.Böyle olunca da can sıkıntısı yaratan onca şeyi düşünerek zaman geçirilemiyor.Belki senin için çok hızlı akıp gidiyor gün, benim için öyle değil.Senin bir saatin benim dört saatime denk gelebiliyor bazen.

Beni ne hallere sokuyorsun böyle Şubat.Ben miyim bunların sorumlusu ?.Bana sormadılar ki hiç Şubat kaç gün olsun diye.Bütün acısını benden çıkarırcasına saldırıyorsun.Yoksa ben mi çok alıngan oldum ?.Son zamanlar da terslikler çok denk geliyor, en büyük darbeyi sen vurdun bana, belki de bardağı taşıran damla senden geldi.Yok, hayır bardak taşmadı Şubat.Sen o bardağı taşırılabilecek kadar büyük değilsin…


15 Şubat 2011 Salı

Aman Sevgilim Dikkat Et Kendine


 Malum kış aylarının soğuğunu etkili olarak yaşadığımız günlerdeyiz.Bu soğuk günler de hastalığa yakalanmak için özel bir çaba sarf etmeye gerek kalmıyor.Durum böyleyken zaten hasta olmam canımı sıkıyor.Dışarı çıkmak istemiyorum soğuktan.Bunun üstüne bir de mesaj geliyor
 

‘’sevgilim burası çok soğuk kat kat giyindim kafam da şapkamla oturuyorum’’ yazıyor.

Üşüyen sevgiliden alınan mesaj biraz daha ürpertiyor bünyemi.




‘’aman sevgilim dikkat et kendine, yakında ısınır orası açmışlardır gazı falan.Zaten şurada kışın bitmesine ne kaldı.Havalar ısınır o zamana kadar bir hastalığa daha yakalanmamak için kafandan şapkanı eksik etme’’ yazıyorum ve gönderiyorum.


Sonra içimden yine o lanet şarkıyı söylemeye başlıyorum.Aslında ben bile söylemiyorum, kendi kendine intro çalmaya başlıyor kafamda ve giriş geliyor ‘’ada sahillerin de bekliyoruuum …..’’.Neden bu şarkı peşimi bırakmıyor anlayamıyorum.Anlamak için bir çaba gösterdiğim de söylenemez zaten.Onun nedenini düşünmeye zaman ayıramıyorum pek.

13 Şubat 2011 Pazar

''İnsanlığın İnsanmlığıma Karıştı''


Geceden kalma bir hali vardı.Sabahın ilk ışıklarını kulağındaki kulaklıktan gelen hafif bir müzikle fark etti.Yatağa girdiğin de gözleri hala doluydu neler yapabileceğini düşünüyordu.

‘’Her şeyden vazgeçmek’’ dedi.

Uykuya daldı, saçma sapan rüyalar gördü ve son gördüğü rüyanın anlamsızlığına bir açıklama getiremiyordu.Bilinçaltını sorgulayarak çıktı yataktan.Akşam olmaya başlamıştı, hava da hafif bir karartı.Kapının üstünde duran anahtarları alıp, kapıyı kilitlemeden merdivenlerden inip dışarı çıktı.Her zaman dertleştiği arkadaşının yanına gitti.

Burası iki binanın arasında kalmış, ufak bir bahçeye benziyordu.Zemin tamamen betondu, gececilerin getirdiği süngerleri fırlamış bir koltuk, onun önünde ateş yakmak için duran ufak bir zeytin tenekesi vardı.Arkadaşı hep burada olurdu onu orda göremeyince, uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yaptı caddenin sonundaki marketten bir paket sigara ve bir kutu kibrit alıp geri döndü.Süngerleri fırlamış koltuğa oturdu, ayaklarını öne doru uzattı.Paketi açıp bir sigara çıkardı.Sigara içmiyordu ama bu gün içecekti ve bu son olmayacaktı.
Sigarasını yaktı, bir iki nefes sonra cebinden bir fotoğraf çıkarttı.O sırada arkadaşı başıyla onun selamlayıp yanına oturdu.Fotoğrafa bakarak konuşmaya başladı:

‘’Bir insan, duyguları olan bir kalbi olan yaşayan bir insan.Onu gördüm, onun da beni görmesini istedim.Bütün insanlığımı anlattım.Baştan sona kendimi ona anlattım.İçtiğim suyun bile yudumunu ne zaman alırdım, bilmezken ona söylemek için hesapladım bunu.Bir gün karşıma alıp konuşmadım.Benimle uzun zaman birlikteliği olursa her şeyi göreceğini söyledim.Her konuşma da farklı şeyler öğrendi benimle ilgili.O benimle öğrenirken bende boş kalmadım.Onun her şeyini öğrenmeye başladım.Bir süre sonra onun insanlığı benim insanlığıma karıştı.Onun insanlığına göre bir insanlık sergiliyordum, davranışlarına göre.Ama tamamen kendimi yok sayarak değil.Kendi insanlığıma onunkine ekleyerek.Bu zor olacaktı biliyordum.Başarmak için uğraşmak gerekir bu her şey için böyledir.Ben onun için daha çok uğraşıyordum.Amacım Başarlı olmak değil, anlıyorsun sen beni…Çok kez nasıl sevdiğimi anlatmaya çalıştım ona, bilirsin iyi anlatırım ben, her seferin de benim söylediklerime göre bir şeyler söyledi.O da böyle anlatıyordu bana.Biz birbirimizi anlıyorduk artık, çok iyi anlıyorduk.Bir gün bütün anlattıklarım sanki yok olmuş gibiydi.Söylediklerim uçmuş gitmiş, yani söylediklerim söylediğim yerde kalmış biz yürümeye devam etmişiz.Dönüp baksan onlara göremezsin orda ne kalmış diye, o kadar uzaklaşmışız.Halbuki ben onun anlattığı her şeyi yanımda taşıyordum.İnsanlığı karışmıştı bir kere insanlığıma.Söylediklerimden uzaklaştığımız için bana onlar hiç yokmuş gibi şeyler söyledi.Ona söylemek istedim, keşke anlattıklarımı unutmasaydın çantana koysaydın en azından, ağır olsa bile ben taşırdım senin için demek istedim.Diyemedim, her şeyi tekrar anlatmayı düşündüm, ama sanırım yine unutacaktı yolda bir yerlerde onları.Dönüp baktığımızda göremeyecektik ilerlemiş olacaktık.’’

Sigarasından son nefesi çekerken gözlerini kıstı.Bir kibrit çaktı, elindeki fotoğrafı yaktı.Fotoğraf kül olurken arkadaşı :
‘’Yakmakla yok olsaydı her şey dün geceden beri sende kül olurdun’’ dedi.

Sigara paketini süngerleri fırlamış koltuğa bıraktı.Kibrit kutusunu cebine koydu.Caddeye çıktığında yüzüne keskin bir rüzgar vurdu.Arkasını döndü, arkadaşı artık orada değildi ,ama kendisi hala oturuyordu.Elinde bir fotoğraf ucundan biraz yanmış, tenekenin içinde birkaç tane ilaç kutusu ve ateş…

11 Şubat 2011 Cuma

Her Yerde On Dört


Her yerde on dört şubat var.Özellikle çiçekçiler de ve mağazalarda.Hatta bugün bir kırtasiye de bile gördüm.Cama minyatür hediyelikler geldi yazmışlar.Ulan minyatür hediyelik kadar saçma bir hediye var mı ? sevgiliye alınabilecek diye düşündüm kendi kendime.Evet her zaman ki gibi kendi kendime düşündüm.


Piyasa durgunluğuna alternatif hareketlilik katacak sistemlerden biri on dört şubat.Sevgililer günü nedir yaa.Sevgiliye her gün sevgili günü değil mi ? sadece on dördünde mi ? anlıyorsun sevgili olduğunu.O gün daha mı ağır basıyor hislerine bir sevgilinin olduğu.Her gün sevmiyor musunuz  zaten birbirinizi, gibi daha da uzatılabilecek sorular beliriyor.Nasıl belirmesin ki ?.

Bir de hediye bekleyen çiftler var.Onlara da yazık haftalarca önceden hediye stresine girerler.Hediyelerin verileceği gün geldiğinde her zaman aynı şey olur.İki tarafta hediyeyi beğenmiş gibi yapar yalandan sarılır öpüşürler falan.En azından diğer günler böyle yapmacık hareketler olmadan sarılıyordunuz öpüşüyordunuz ayrı bir saçmalık kattınız bugüne.

Acaba bana hediye alır mı ? diye öğrenmeye çalışan taraf da her zaman var.Öğrenmesi gerekir çünkü karşı taraf almayacaksa  kendisi de almayacak.Karşı taraf alırda kendisi almazsa rezil olacak.Bu durumda yardıma ortak arkadaşlar girer.Bırak hediye alıp almayacağını ne hediye aldığına kadar öğrenir söylerler.
Hediye değil mi ben ne alırsam beğenir taktiği bodoslamadan başka bir şey değildir.Son çaredir artık ne alacağım düşüncesinden kurtulmanın en etkili yoludur.İlk dükkana girilir ucuz ve o an güzel görünen hediye alınır.

Karşılıklı hediye almayacak olanlar.Onlar sevgililer gününden hoşlanmayanlar ya da gerçekten parası olmayan öğrenciler.Öğrenci öğrencinin halinden anlar taktiğiyle sevgiliye birkaç gün önceden sevgililer gününün saçmalığı anlatılır ve hediye almamaya karar verilir.Gerçekten sevgililer günü saçmadır böyle düşünenlerdeniz.Hediye alınması ya da kutlama yapılması gereken günler varsa onlar da bizim için özel olan günlerdir.Sevgililer günü bize özel bir gün gelmiyor.Hediye almayanlardanız.

Çaresizce sevgili arayanlar.Onlar işte en kötü durumda olanlar.Parayla bile o gün için kadın/adam tutabilecek potansiyelde olanlardır.Kadınların adam tutacağını pek sanmam gerçi, ülkemizde ki abaza potansiyeli düşünürsek her kadına beş on tane amele düşer zaten.Ama adamlar öylemi, pis abazan sürüsü, sırf sevgililer günü boş gördükleri hatunlara direk ‘’sevgililer gününü birlikte geçirebilir miyiz?’’ diye siktir boktan bir teklif uydurmuşlardır.Bunu kabul edecek kadın var mı acaba ? evet var malesef,  yazık.

Geldik sevgilisi olmayan sap arkadaşlara.Bir nedenle sevgilisinden ayrılanlar ya da hiç sevgilisi olmamışlar.Onlar yalnız değiller.O gün sokaklarda gördükleri binlerce aşk böceğiyle dalga geçebilecek insanlar.Kaderine isyan etmeyip bunu avantaja çevirenler.Bir günlük sevgili olacağına hiç olmasın diyerek gerçek aşkı arayanlar.Evet onlar sevgilisi olmayan ve sevgilisi olduğunda on dört şubatı büyük bir ihtimalle kutlayacak olanlar…


10 Şubat 2011 Perşembe

Çizgi Film Karakteri

Her konuyu en ince detayına kadar düşünmek bitiriyor beni.Aslında bitirmiyor yoruyor bazen, düşüncelerden yorulmak...

Hiç olmadık bir konuya olmadık bir şekilde giriş yapmış olabilirim ama elbet bir oluru vardır diye okumaya başlaman güzel.
Sevgili Misbone beni ve diğer bir çok blogger arkadaşımızı mimlemiş.Mimin konusunu herkes biliyordur sanırım mimlenmeyen kalmamış, hangi çizgi film karakteri olmak istersiniz ?


O kadar çok çizgi film var ki ve o kadar çok izlemişliğim de var ki karar vermekte zorlanıyorum.Küçükken digi de bir çizgi film kanalı vardı.Orda X-men çizgi film olarak oynuyordu.Eğer çizgi filmden sayarsak bunu Wolverine olmak isterdim.Çünkü adam çizgi film de bile psikopat bir karakterdi.

Onu çizgi filmden saymıyoruz derseniz alternatif belirtmekde fayda var.Sponge Bob olayım eğlenceli bir dünyası var adamın sonuçta.Her gün farklı bir aksiyon farklı bir manyaklık saçmalık o da oldukça iyi.

Aslında southpark karakterlerinden biride olabilirim.Şu en çok küfür eden Eric Cartman varya o olabilir.Ayrıca ırkçı ve dinlerlede dalga geçiyor.İşte bu yaa tamam Cartman oldum ben...

Anaforlama


Dün geceden beri internet yok, internetin olmaması evde olduğum süre içinde muhteşem can sıkıcı durumlara yol açıyor.En azından benim için böyle.Evde internet yok tamam anladık ama bir de elektrikler sürekli kesiliyor.Yani internet gelse elektrik yok, elektrik olduğu zaman da internet yok,evde iki gündür.İnternetin olmaması beni alternatiflere yöneltti.Telefondan girerim internete diyerek aldım elime, ancak her şeyden olduğu gibi buradan da bir darbe yedim.Telefondan da giremiyorum, onu bırak bedava olan facebook bile açılmıyor.
Zaten kafayı yemiş bir haldeyim.Bir de sıkıntı geliyor üstüme.

Az önce çıktım camdan gökyüzünde gördüğüm bir yıldızla muhabbet ettim.Diğer bütün yıldızlarla bir akrabalığı olduğunu söyledi.Hava soğuk olduğu için fazla kalamadım camda görüşürüz dedim girdim içeri.Sonra mutfak musluğundan suyu açtım akan suyla muhabbete girdik.Her zaman ki ne haber nasılsın faslını geçtikten sonra, su gibi akıp gitmenin zorluklarından bahsetti bana.Zaten canım sıkkın sende dertli dertli germe beni su.Kapattım musluğu.

Bilgisayarın ekranına bakarken abim aradı.’’internet yok geceden beri’’ dedi.İçine sıçayım böyle işin semt olarak kesiyorlar netimizi elektriğimizi.

Taşınıp gideceğim buralardan uzaklara çok uzaklara.Kimsenin  bana ulaşamayacağı bir yere.Kimseye gerek olmadığı bir yere.Orda ne o2 var ne de internet ama hayat daha güzel.En azından ihtiyaç duymuyorsun bir şeye.Burada aldığım o2nin bile kafa yapması, oranın avantajını gösteriyor.Bu bir avantaj mı ? bana göre öyle…