23 Haziran 2011 Perşembe

Bu Bir Mesaj

''Hayat zaten belkilerle geçip gidiyor sevgilim.Bir şeye kesin olarak bel bağlayamıyoruz ki.Ya olmazsa korkusu sarmış bir kere içimizi, örümcek ağı gibi daha öncelerde ki olmayanlar yüzünden.Ama ne olursa olsun belkiler içinde kesinlikle istediğimiz şeylerde var.Bazen istediğimiz şeyin peşinden ne olursa olsun gidiyoruz, vazgeçmemiz gerekse bile ( böyle bir gerek olduğuna ben inanmıyorum) bırakmıyoruz peşini, bazen çok istiyoruz ama onun için hiç bir şey yapmıyoruz ya da çok fazla olmasını umursamadan yavaş hareket ediyoruz.Önemli nokta ise kesinliklerimizin bile belki olmayacağıdır ve genelde belki olur.''

12 Haziran 2011 Pazar

1 Adet Onay Bekleyen Düşünceniz Var


Düşüncelerimizi, yapacaklarımızı onaylatmak, takdir görmek, tebrik edilmek.Yaptıklarımızın başkalarının gözünde başarılı olması gerekliliği, olmaması gereken bir durumdur.Eğer yaşam sürekliliğimiz de başkalarının görüşlerini kendimize öncelik alırsak, kendimizin bir benliği olmayacaktır.Benliğimiz artık etrafımızdaki insanların yapmamız gerekenleri göstermesi ile oluşmaya başlayacaktır.

İnsan olarak topluluk halinde yaşıyor olmamız bu gerekliliği getirmiyor.Hatta bu bir gereklilik bile değil.Başkalarının düşüncelerine göre hareket eden insan, yetersiz bir varlıktır.Aklı kendine yetmez, nerede ne yapacağını bilemez, sürekli yönlendirilmek zorundadır.Böyle olmaya başlayan bir varlığa birey diyemeyiz.Bu tip insanlar çoğu zaman aile baskısı altında olurlar.Bazen aileler o kadar sinsidirler ki baskı olmadan bunu sağlarlar.Bazen yıldırma taktikleri, bazen haklı çıkabilmek için farklı yaptırımlara yönelme ve haklı çıkmanın sonunda o bilinen meşhur cümle, ‘’sen ailenin sözüne güvenmezsen … ‘’, sürekli bu ve bunun gibi yönlendirilmelere maruz kalan insan bir süre sonra kendini tamamen teslim edecektir.Yaptığı her işi eline yüzüne bulaştırma korkusu, kendini yetersiz hissetme, yardım almaya görüş almaya nasıl yapması gerektiğini sormaya ve sürekli başındakilere muhtaç kalmaya zorlayacaktır.Korku ve baskının kişi üstündeki imparatorluğu sonunda bireyin benliği etrafındakilerin benliklerindekini  uygulayan bir kukla haline getirecektir.Aile unsurların en başında yer alır, ancak okul ve öğretmen ortamı, arkadaş seçimi, iş ortamı bu yetersiz insanları sürekli kullanacaktır.Okul da öğretmenin  öğrencisini derslerde başarısız olduğu için genel anlamda salak olarak nitelendirmesi,  arkadaş ortamında kendine güveni fazla olan tiplerin ortamı yönetmesi, iş ortamında patronun aşağılamaları veya alt sınıf olarak görmesi, zaten kişiliği bozuk olan insanda yetersizliği ortaya çıkaran ve kontrolünü başkalarının eline vermesinin nedenlerindendir.

Çevremizdekilerden görüş düşünce istemek bence ne yapacaksak onu yaptıktan sonra olmalı.Bunu yapayım mı ? diye sormak yerine nasıl olmuş ? diye sormalıyız.Bu soracağımız kişilerse gerçekten düşündükleri bizim için önemli olanlar olmalı.Onlar yaptığının iyisini de kötüsünü de söyleyeceklerdir ve sen ne yapmış olursan ol yanında, arkanda duracaklardır.İşte onlar iyi ailedir, iyi arkadaştır ve iyi bir iştir.

Düşüncelerin, yapılanların onay görmesi tebrik alması herkes için önemlidir.Başarılı olmayan bir iş yaptığımız da ise onu da üstlenmek gerçek bir karakter sahibi olunduğunun göstergelerinden biridir.İyi veya kötü yapacağımız her şeyi öncelikle kendimiz için ve kendimizi düşünerek yapmalıyız.Bu bazıları için oldukça egoistçe bir düşünce olabilir.Ama bu bizim hayatımız ve başkalarının düşündükleri kendi düşüncemizin önüne geçmemeli hele ki kendi düşüncelerimizin yerini asla almamalıdır.

Günlük Tutan Kuru Kalabalık


Son zamanların en sağlam akımı günlük tutmak oldu.Öyle ki bazıları işi abartıp yanlarında taşımaya başladı.Her an kayıtta olan bir kamera gibi kullanılan gözler ile yaşadıklarını yazıyorlar.Çoğu zaman ise yaşadıklarını değil, yaşamak istediklerini, hayallerini yazarlar bu günlüklere aynen yaşanmış gibi yansıtırlar.Sansasyon yaratacak daha doğrusu normalden ( normal: gün içinde yaşanabilecekler) oldukça farklı abartı şeyleri yazarlar.Üstlerine kuş sıçsa, bunu ‘’üstüme çok yakışıklı bir adam sıçtı’’ , ‘’Şerefsiz kuşların götlerini kazandığım piyangoyla bağlattım.’’ diye yazabilirler.Bu aslında günlük tutma değildir.Günlük tutuyorum adı altında kendi saçmalamalarını yazdıkları defterlerdir.Bunu yapmalarının nedeni zaten oldukça açık, o günlük bir gün kitap olacak hevesiyle yapıyorlar.Yani günlük tutmanın kimyası değişti.Yoksa kim kitap olsun diye günlük tutar ki ? kimse tutmaz elbette. Günlük tutulduktan yıllar sonra yaşanılanlara bir kurgu verip kitap yapanlar var.Ama kitap olsun diye tutulan günlükler değiller.Bu şuan ki blog yazmakla aynı şey, herkes kitabım çıkacak diye blog yazmaya başladı.Birisi çıkıp ben günlük tutuyordum oradan kitap haline getirdim dedi ve blog yazmayan kesimde günlük yazmaya başladı.Nasıl blogger alemimiz de büyük bir kuru kalabalık oluştuysa şuan aynı şey günlük tutanların arasında da var.İçinde bulunduğumuz modern zaman da gerçekten günlük yazan insan kaldığını da pek sanmıyorum.


6 Haziran 2011 Pazartesi

Mesela mantı falan olsa iyi olurdu.


Kızlar yok mu mantı ? acıktım da biraz.Gerçi mantı istediğime göre biraz değil bayağı bir acıkmışım.Biraz açıkmış olsam ne yapacağım ? iki üç tane mantı yiyip kapatacak mıyım?  bu konuyu, yok öyle olmaz işte çok acıkmak lazım mantı yemek için.

Mantıyı severim, sayarım kendisini, bir tabak dolusu mantının üstüne bol yoğurt tereyağı dökerim.Üstü açık kalmasın diye yaparım bunu yoksa üşütür.Yoğurdu döktüğüm de daha çok üşüyeceğini göz ardı ederek yazdım bunu ama hemen peşinden cozurtusu dinmemiş sıcaklıktaki tereyağını dökünce ısınır tekrardan sorun yaratmaz.

Ulan yazdıkça daha çok acıkıyorum sanki.Yazmaktan vazgeçsem, mantıdan vazgeçmem, mantıdan vazgeçersem aç kalırım.Mantı yerken yazabilir miyim acaba ? onu da ben şimdi merak ettim.Bir de mantıyı yedikten sonra gelip lezzetini yazmaya çalışacağım tabi unutmazsam.
Bir de bugün eczaneye Supradyn Energy tabletin fiyatını sordum 25TL dediler vazgeçtim almaktan…

1 Haziran 2011 Çarşamba

Haziran Geldi Yaz Yoldaymış


Bu sene bir türlü gelmek bilmeyen bir mevsim olan yaza tam anlamıyla girmiş bulunmaktayız.Ancak her sene havaların mayıs ayından ısınmasına alışkın olan biz bu sene ilkbahar ile sonbaharın yer değiştirmiş olabileceğinden şüphe etmeye başlamıştık.Şüphelerimiz de haklı da çıktık, malumunuz ilkbahar mevsimini bu sene yaşamadık.Belki de yaz ayını ilkbahar havasında geçirebiliriz.Bundan sonraki senelerde mevsimlerden hemen her şeyi bekliyorum.Bu yaz ayının 30 derecelerde seyretmesini temenni ediyorum.