9 Temmuz 2011 Cumartesi

Pazarlar Kaldırılsın


Pazar kültürünü küçük yaşlarımdan beri saçma bulurum.O zamanlar pazarın sadece Pazar günü Her küçük çocuğun evde yalnız bırakılmaması adına götürüldüğü yerlerden biridir Pazar, ben de bu nedende götürülüyordum.Gerçi o zamanlar işime geliyordu, anneme hep oyuncak aldırırdım.Ama pahalı olmasın diye ucuz küçük oyuncakları seçerdim.Haftalar geçtikçe pazarın kalabalığı beni bunaltmaya başladı.beni diyorum çünkü kendi açımdan anlatıyorum ki bir çok kişiyi rahatsız ettiğine eminim bu kalabalığın.

Yaş evde yalnız kalmaya yeteceği dönemlerde gitmemeye başladım pazarlara, bir süre sonra Pazar günleri dışarı bile çıkmayı istemez oldum.Koskoca bir caddeyi işgal eden Pazar yüzünden canım sıkılıyor.Evden dışarı çıkıp bir yere gitmek istediğinde illaki bir yerinden geçmek zorunda kalıyorsun.O kalabalık pazarcıların saçma sapan ne dediği anlaşılmayan bağrışları orta çağdayız sanki öyle garip geliyor.İnsanların ucuz gördüğü tezgahın başına sanki bedava dağıtılıyormuşçasına toplanması, ihtiyacı bile olmasa bir liraya gördüğü her şeyden üçer beşer alması, birbirlerine girmesi ürünü alması için yarışması ilginç bir o kadarda insanlık dışı bir durum.Koskoca bir caddenin gün boyu işgal edilmesi trafik açısından da sıkıntı yaratan durumlardan.Girmek istediğin her hangi bir yere giremiyorsun araban varsa.Bir de pazarlarda o kalabalıkta bir sürü yan kesici mevcut, elini cebine atmaya çalışanlar mı dersin, kadınların elinde cüzdanı görüp kapıp kaçanlar mı dersin bir yığın pislik içeriyor.

Günümüzde süpermarket kavramı var, hani şu bakkalları bile ezip geçen marketler neredeyse her sokak başında var.Bu marketlerin olmazsa olmazlarından biri manav reyonudur ve marketlerin yaptıkları halk günleri ile pazardan daha uygun fiyatlara sunulur ürünler.Üstelik haftanın sadece bir günü değil her günü açık bu marketler, izdiham yok, başkalarıyla yarışmaya gerek yok, cüzdanını çantanı kaptırmaya gerek yok.Modern alışveriş yöntemlerden biri ancak kullanılmıyor.Gerektiği gibi kullanılsa pazarlara da gerek kalmayacaktır.Ama öyle insanlar var ki Pazar alışverişini marketten yapsa dahi her hafta o pazara gider.İşte ben o mantığı anlamam.

Pazar toplandıktan sonra, bütün yol boyu oluşan pisliğe artı bir pislik katma niyetim yok.Belediyenin de bu konuda çalışmayı pek fazla sallamamasından dolayı toplanan pazarın meyve sebze artıkları, satılmayan ezilmiş ürünler, poşetler kağıtlar bir sürü çöp güzel kokular yayarak bir süre kalır yolun ortasında.Bir de girip koskoca caddenin ortasında yüzleri kızararak bu çöplerin arasından birkaç parça bir şey arayanlar var.Onlar bambaşka bir durum oluşturuyor.

Aslında yazacak bu konu ile ilgili söyleyecek çok şey olmasına rağmen kısaca da olsa fikrimi belirtmek istedim.Pazarların kaldırılması bir çok açıdan güzel olur.Çok eskilere dayanan bu saçma Pazar zihniyetinin artık ortadan kalkması gerekiyor.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Hiç Durmayan Makine

Kafam çok karışık ve dolu ancak karar aşamasında henüz gecikme yaşamaya başlamadım.Sürekli kafamın içinde dönen anlık olgulara ek olarak genel düşünceler var.Yaşadığım zamanın, içinde bulunduğum durumun bana düşündürmesi gerekenleri düşünmemin yanında, o an hiç de gereği olmayacak ama hayatımın içinde olan düşünceler hiç durmadan kafamda döner durur.Her şeyin üstünde çok fazla durmak  yaşadıklarımı, yaptıklarımı hatta yüzümde oluşan mimikleri bile tekrar tekrar düşünmek olanların sürekli gözümün önünden bir film gibi geçmesi beni bazen çıldırmaya sürüklüyor.Çıldırmaya sürüklendiğim zamanlar da ise kafamda çıldırma anına yer açacak kadar düşünce boşluğu yaratamıyorum.Aslında tam anlamıyla çıldırmayı istemeyişimden kaynaklanan bir durum, gerçekten istediğim her şey için düşünce boşluklarını oluşturabiliyorum.Bazen de kontrolü kaybettiğimi düşünüyorum, kafamın içinde gün geçtikçe ağırlaşan daha fazla çalışan bu makine beni ele geçiriyor.İstediklerimi ya da sadece belli başlı şeyleri düşünmek istediğim de bile bana bütün her şeyi aynı anda sunuyor, belki her şey demem yanlış ama her şey diyebileceğim kadar çok düşünce oluyor.Ele geçirilmeye başladığımı fark ettiğimde ufak bir silkelenme ile kendime geliyorum.Biraz küfür ediyorum aklımda ne varsa, sonra kontrolün bende olduğunu kendime söylüyor ve yine düşünmeye başlıyorum.Bu sefer onun bana sunduğu her şeyi değil kendi istediğim her düşünceyi düşünüyorum.Tek bir düşünceye odaklanamıyorum.Yaptığım en önemli işte bile hayatımdan veya farklı yaşantılardan düşünceler ve kurgular içinde buluyorum kendimi, silkeleniyorum.


Kafa karışıklığının ve düşünce yoğunluğunun bir çoğu insanda yarattığı karar aşamasında gecikmeyi yaşamaya başlamadım.Kontrolü gereken yerlerde elde tutabilmeyi öğrendiğimden kaynaklanıyor.Kontrolü elde tutmaktan çok ele almayı başarabilmek zordur, zaten elde tutulan kontrol bir problem yaratmaz, ama kaybedilmiş bir kontrolü ele almak zordur hem de düşüncelerin içinden çıkarıp almak daha zordur.Kontrolü ele almayı başardığım için istediğimde bırakıyorum, tekrar kontrole hakim olduğum zaman biraz daha hafiflemiş düşüncelerle karşılaşıyorum.Kontrolü kaybetme anında o kadar çok düşünce yerinden çıkıp kendini düşündürüyor ki bu gerçekten insanı yoruyor.İpleri salınmış beyin ve içinde uçsuz bucaksız bir gökyüzünde uçuşup duran algı merkezlerine hızla girip çıkan düşünceler.Kontrolü tekrar ele aldığımda ise uçan düşüncelerin hepsi çimlerin üstüne yığılıyor,  öyle bir yığılma ki artık çimler görünmüyor.Sonra uçsuz bucaksız gökyüzünden gelen ışık da görünmemeye başlıyor düşünce yığıntısı olması gereğinden fazla yükselip gökyüzünü bile dolduruyor.Bu durma ve yığılma anında düşünce hafifliği yaşıyorum.Gün boyunca beni düşündürmekten yoran bu düşünceler kendilerini de özgürlüğe kavuşmanın aşırı heyecanıyla yorgun düşürüyorlar.Bu düşünceleri özgür bırakma ve yere yığılma anları o kadar hızla yaşanıyor ki ani kararlara bile engel olmuyor.Bazen saniyeler içinde gerçekleşiyor, bazen gün boyu sürüyor.Verilmesi gereken kararın durumuna göre bende kendimi ayarlıyorum.Düşüncelerim kararlarıma engel olamazlar, karar vermede yardımcı olurlar, onlar benim geçmişten ve şimdiden birikimlerim.


Yoğun düşünce ve kafa karışıklığı çoğu zaman çıldırmaya sürekler.Öyle olur ki çıldırmak için fırsatın olmaz, kafanda çıldıracağın anda nasıl bir çıldırış olacağını düşünen bir beyne sahipsen.Ben de böyledir işte, çıldırma anında bile çıldırırken neler yapacağımı önceden düşünüp tasarlamaya kalkan bir düşünce yapısı.Çıldırmak aslında insanın kendi kontrolünü kaybetmesidir.Kontrolü kaybetmemek için çıldırmak istemeyişim net olarak kafamda durur.Çıldırma anı geldiğinde çıldırmayı istemeyen bölüm harekete geçer ve onu durdurur.Kendimi kaybederek çıldırmıyor olabilirim ama kendi içimde kafamın içinde büyük kopuşlar yaşarım çoğu zaman bunun farkında olmaz kimse.Karşımda biriyle konuşurken o an ben içten içe deliriyor olabilirim o bunu fark etmez.Asıl anlatmak istediğim çıldırmak gibi gerçekten kendini kaybetme anına bile hakim olabiliyorum kafamda.Belki düşüncelerimi kontrol edemiyorum sürekli çalışan makineyi durdurup düşüncesiz olamıyorum ama kendimi kaybetme söz konusu olmuyor hiçbir zaman.kendimi kaybettiğim olağan dışı durumlar daha önce çok oldu.Bunların olması ve yaşanması sebebiyle bir çok durumu kendimi kaybetmeden atlatabiliyorum.Başıma gelmeyen hiç yaşamadığım ve beni çıldırmaya sürükleyen bir olay yaşadığım da ise çok anlık ve ani tepkiler veriyorum.Bu tepkiler çok kısa sürüyor hemen düşünce sistemi devreye girip bu konuda neler yapabileceğimi kendime nasıl hakim olabileceğimi bana fısıldamaya başlıyor.


Her şey olabilecek kadar çok düşünceyi aynı anda her ne yaparsam yapayım nasıl düşünüyorum bilmiyorum.Çoğu zaman dalıp gitmeler yaşıyorum.Aynı anda düşünülen onlarca şey içinden birine takılıyorum sadece birine takılmak diğerlerinin düşünülmesine engel olmuyor.Net olarak bir konuyu düşünürken konunun etrafında bir çok şey düşündürüyor kendini.Bazen öyle keskin düşünceler oluyor ki düşündüğüm şeyin tam ortasından delip geçiyor.Yolda yürürken herhangi bir ortamdayken birileriyle konuşurken sürekli düşünce halindeyim.Kafamın yorulduğunu hissediyorum bazen ama bunu mutlaka yapması gerekiyormuş gibi hiç durmuyor.Düşüncelerimi görmeye başladığım zamanlarda ise kendimi havalara bakarken yakalıyorum.Bir düşünceyi, daha önce yaşanmış bir olayı tekrar etmeye başladığım da yaşadığım o an birebir canlanıyor baktığım yerde.Ben olaya üçüncü kişiymişim gibi dahil olup konuşmalara hareketlere yapılanlara bakıyorum.Neyin saçma neyin gereksiz neyin dalga konusu olabilecek şeyler olduğunu çıkarıyorum.En ufak detaylarına kadar iniyorum düşüncenin ve tam bu sırada keskin bir düşünde her şeyi dağıtıp geçiyor filmin tam ortasından bende dünyaya geri dönüyorum.Döndüğümde ise gördüğüm manzara hep aynıdır, insanların tuhaf bakışları…


6 Temmuz 2011 Çarşamba

Araba Muhabbeti Sevmiyorum


Erkek ortamlarının vazgeçilmez muhabbetlerinden biri olan ‘’Araba’’ konusunu hiç sevmiyorum.Arabalar benim ilgimi hiç çekmedi.Küçükken araba yarıştırdığımız olurdu ama o kadarla kaldı bendeki araba merakı.

Arabalarla ilgili konuların konuşulduğu ortamda Fransız kalırım.İbresiymiş, motoruymuş silindiriymiş anlamam öyle ki örnek bile veremiyorum bu konuda.Bir de şu diesel, mazotlu, benzinli muhabbetleri var, ulan benzin işte buradan nasıl konu çıkıp da muhabbet ediliyor.Az yakıyor çok yakıyor durumları genelde duyduğum şeylerden, şehir içi şöyle şehir dışı böyle şurası daha avantajlı cart curt ne dandik sohbet lan bu.

Gerçi herkesin ilgi alanı başka tabi ama çoğu erkeğin araba sevdası var ‘’Anneee benim niye yokk’’ diye isyan etmiyorum çünkü sevmiyorum.Belki arabam olursa o zaman bu konular hakkında düşünmeye başlayabilirim.Şimdilik en iyisi arabalı muhabbeti bir yerinden tutup başka bir alana kaydırmak.