28 Eylül 2011 Çarşamba

Çok Gezdik Yorulduk

Dün geceden sabah kahvaltı yapma planıyla mesajlaşmamızı sonlandırmıştık.Çünkü öğlen sevgilimin dersi vardı, öğlene kadar birlikte olacaktık sonra o okuluna ben evime dönecektim.Sabah dokuzda her zaman olduğu gibi Mecidiyeköy’de buluştuk, hemen meydan da ilk bulduğumuz yere girdik.Öyle bir hale gelmişiz ki açlıktan gözümüz kararıyor midemiz bulanıyor.Tabi kırk dakika yol yeni uyanmış aç bünyeye fazla geliyor.Bir de metrobüsün mükemmel aroması bulantılara bulantı ekliyor.


Mükemmel bir sohbet sandviç ve çay üçlüsü ile kahvaltımızı yaptık.Daha sonra, ‘’ben acaba derse girmesem mi yaa ?’’ diye ‘’girme bugün birlikte olalım’’ cevabı bekleyen bir soru sordu sevgilim.Bir yanım git dersini kaçırma demek istese de gitme diyen tarafım daha ağır bastı ve hemen dışarı çıkıp günü başlattık.
Önce Cevahir’e girdik.Zaten gittiğimiz de daha yeni açılıyordu, ortalık bayağı bir ferah mağaza çalışanlarının elinde gazeteler paspaslar dükkan açıyorlar.


 










Kapıdan girdik, hemen Mangoya yöneldik.Neden hemen oraya yöneldik bilmiyorum da gittik işte.Tek tek elbiselere baktık ikimizin de özel ilgi alanı olan topuklu ayakkabılara yorum yaptık.Oradan çabuk çıktık, sıradan neredeyse bütün mağazaları dolaştık.Sanırım bakmadığımız ayakkabı kalmadı cevahirde.Gez dolaş derken bir baktık ilgimizi çeken bütün mağazalara bitti, oradan çıktık, doğru Nişantaşı’na çevirdik istikameti, tabi ki yol üstündeki mağazaları da boş geçmedik.Derken yol üstünde bir simitçinin fırından simit çıkardığını görünce ‘siciaaakk simiiittt’ aldık.Fırından yeni çıkmış el yakan simit bir parça sevgilim ağzına atıyor diğer parçayı benim ağzıma atıyor.Yediğim en harika simiti yiyorum o anda, sevgilinin elinden simit yemek pek bir güzel oluyormuş, simite pek bir lezzet katıyormuş yeni öğrendim.


Nişantaşın’a inmiş dolaşıyorken, bir ara sokağa girdik, ufak bir merdiven bulduk, oturduk sohbet ediyoruz.Halka açık merdivende samimi dakikalar geçirmenin bedelini, hangi inşaattan geldiği belli olmayan bir amele grubunun sigara molasının arasında kalarak ödüyoruz.Hemen kalkıyoruz, çift gördü mü rahatsız etmeden duramayan amele topluluğundan uzaklaşmak için.Ara sokaklardan yan yollardan oradan buradan kaptırmış yürüyorken, birden o mükemmel soru beliriyoruz aklımızda ‘’neredeyiz biz?’’
Öyle güzel kaptırmışız ki olduğumuz yerin neresi olduğunu bilmiyoruz.Biraz daha yürüdükten sonra karşımıza ‘’Muradiye Bayırı’’ tabelası çıktı, altında da Beşiktaş yazıyor.Nasıl geldik biz buraya derken yolumuza devam ediyoruz.

 









 Sokaklardan geçerken Dia market gördük.Nerede gördük onu da hatırlamıyorum şuan.Su almak için girdik içeri, sıcaklayan bünyeyi dolaba yakın durarak serinlettik biraz, dolapta aile boyu Danette’yi gören sevgilim alalım mı almayalım mı karasızlığında kaldı.Gerçi beraber kaldık o kararsızlıkta ama aldık.Kasaya doğru gidiyoruz.Kasada tam lise terk tipli hayata atılmış genç bir adam var.Sıraya girdik ben kasanın önünde ‘’ya burada eskiden prezervatifler vardı kaldırmışlar galiba’’ dedim.Kasada duran adamın gözleri yerinden çıkacakmış gibi büyüdü, bize çok ilginç baktı.Sıra bize geldi elimizde aile boyu danette bir tane erikli su ‘’adama kaşık var mı ?’’ diye sorduk.Tek olarak yok plastik var dedi, sevgilim gitti plastik kaşıklardan almaya o sırada kasiyer bana ‘’ evde kaşık yok mu ?’’ diye sordu, ben de ‘’yeni taşınıyoruz da daha evde hiçbir şey yok’’ dedim, kasiyer bir kere daha şok geçirdi.Adamın hayatında hiç aksiyon yokmuş galiba en ufak şeylerden tribe giriyordu.Derken Suyumuzu danettemizi ve kaşıklarımızı alıp çıktık.Sevgilim adamla ne konuştunuz dedi, ev olayını anlatınca bir kahkaha koptu semtin neresi olduğunu bilmediğimiz bir yerin sokaklarında.Sanırım günün en unutulmayacak anısı kasa sırasında prezervatif muhabbeti yapmak olacak dedik.Gülmeye devam ettik.

Yine yolculuğumuza devam ederken uzun dar bir merdivenden aşağı indik.Karşımızda Beşiktaş Evlendirme Dairesini gördük.Hemen orada bir durak vardı haritaya baktık biz nerdeyiz nasıl geldik diye, geri dönüş yolunu hesaplayıp ne yapacağımıza karar verdik.Bir sonraki plan Cevahirin arkasında gidip o danetteyi yemekti.


Yüksek ve uzun yokuşlar tırmandık.O tarafların yokuşlarını bilen bilir, çıktıkça bacaklarda ağrı başlıyor.Biz o kadar yürüyüşün üstüne bir de o yokuşlardan çıktık.Bir ara bacaklarımın beni artık götürmeyeceğini hisettim, sevgilimin de benimle aynı hisleri paylaştığını duyunca, ufak bir mola verdik.Molamızın ardından tesadüf eseri ‘’Tan Sağ Türk Bale Ve Dans Okulu’’nu gördük biraz daha devam ettikten sonra yine tesadüfen Sertaç Delibaş’ın dükkanını görmüş olduk, ayakkabılar oldukça şık duruyordu vitrinde.

 










Yürümeye devam ettikçe yolun bitmediğini fark ettik, bunu fark etmek daha hızlı yürümemize sebep oldu.Daha sonradan kendimize kızacaktık bütün günü yürüyerek geçirdik diye.Dönüş yolunda yine Nişantaşı’ndan geçtik, hemen oradan hızlı adımlarla cevahirin en arkasına gittik.Orada hiç kimsenin olmaması bizi şaşırttı.Açtık danettemizi yedik.Elimizde iki büyük plastik kaşık, önümüzde kocaman yoğurt kabı gibi bir kutuda danette’’ ımmm ne güzelmiş yaa’’ diyerek yiyoruz.Bir yandan da bir rüzgar esiyor götümüz dondu bildiğin.Danettemizi yedikten sonra, hepsini bitiremedik tabi, hemen oracıkta sarılarak ısıttık birbirimizi.Ne doğalgaz ne elektrik, var mı sevgilinin kollarından daha etkili bir ısıtıcı ? tabi ki yok.

Saat ilerledikçe azalan zaman bize yine şerefsizliğini yapıyordu.Hiç gitmek istemeyerek metrobüse doğru ayaklandık.Ahh metrobüs sende olmasan ulaşımda ne sıkıntı çekerdik kim bilir.Aramızda ki beşyüzsekiz km. den sonra bir boğaz köprüsü mesafesi bana hiç geliyor.Sevgilim Söğütlüçeşme istikametine ben Avcılar istikametine doğru yol alıyoruz.İkimiz de aynı şehirde olunca şehir daha yaşanılabilir bir hal almaya başladı gözümdü.Gerçi O nerede olursa ben orada yaşarım onunla, önemli olan O’nun olması şehrin güzelliği değil, O varsa yanımda yeter bana…

24 Eylül 2011 Cumartesi

Öğrencinin İş Bulamaması



Öğrenci olmak iyidir, güzeldir.Öğrenci olmanın çok fazla avantajı vardır.Mesela ilkokul öğrencisiyseniz, hayat size daha bir güzeldir.Yanınızda oturan sümüklüye aşıksınızdır, sıranın altına masum aşk mesajları yazıp bırakırsınız, ev hayatınız da çok güzeldir, ödevlerinizi ananız babanız yapar veya sizin bir üst versiyonunuz varsa o alır bu görevi pek derdiniz yoktur.Liseliyseniz ergensiniz demektir.Aileniz sizi sevmiyordur büyük ihtimal ölmek istiyorsunuzdur,abazan arkadaşlarla toplanıp bu hafta sonu karıya gidelim muhabbeti yapıyorsunuzdur, kesin iddaa oynuyorsunuzdur, klasik gitar hevesiniz vardır, ergensiniz işte ne anlatıyorum ben daha sizin hiç derdiniz yok donunuza kadar anneniz yıkıyor, okulda kızlara cool olacağım havası ne lan ? neyse devam edelim.Gelelim üniversite öğrencine, asıl çileyi zulmü çeken öğrencidir.Trafiği o çeker, parasızlığı o çeker, barınma yeri arayışları, burs bulamayışlar, dersler vizeler finaller ahh ahhh ne dertlidir üniversite öğrencisi bir de bunun üstüne part-time çalışması gerekirse o zaman daha beter olur.

İş bulamaz öğrenci, aslında çok fazla iş bulur, üniversite öğrencisi işveren çok vardır.Ama zavallı üniversiteli her iş görüşmesinden eli boş döner.Öğrenci olmak part-time çalışmaya her ne kadar müsade ediyor gibi gözükse de öyle olmuyor.Ders günleri, ders saatleri, kurslar seminerler, grup çalışmaları ıvır zıvır derken iş günleri ve saatleri hep öğrencinin dolu zamanıyla çakışır.Haftanın iki günü iş buldum diye sevinir koşarak gider görüşmeye hafta sonu çıkar iş günleri ama öğrencinin kursu vardır hafta sonu, hafta içi akşamları iş bulur o da gecenin geç saatlerine kadar sürer ee bu çocuk yarın okula gidecek, gündüzleri iş bulur, onu kesin bulur zaten, o zaman da okul saatine denk gelir.İşte böyle zordur gün zamanı ayarlayıp iş bulmak.Birilim dostlar bilirim…

Mesela var mı şöyle bir iş; saatlik ücreti belli olacak, iş neyse gideceksin giriş yapacaksın istediğin kadar çalışıp çıkış yapacaksın, ay sonunda çalıştığın saatler toplanıp maaşın verilecek, var mı ? var ve biliyorsanız söyleyin bence söylemesiniz iyi olur.

Göze Batmaz Bunlar. Batmamalı!

Burada bir şeyler yazıyoruz iyi hoş, belli bir okuyucu kitlemiz de var.( var mı ?)Adı üstün de zaten var olan benim sonradan ekleme yapmadığım ''kişisel blog'' durumundayım, bütün blog yazarlarıda öyle, buralar hep bizim kişiselimiz.Bir reklam yayınlamışız bundan iki lira belki kazanmışız belki kazanamamışız çok mu ? değil tabi ki, önemli olan para kazanmak değil, bulunduğumuz yerin ismi kişisel de olsa insanlara ulaşmak, daha fazla okunmak.Her ne kadar benim yılardır daha fazla okunmak gibi bir amacın olmasa da, okuyan okuyor önünde mi durayım okumayın diye ? okuyun efendim, böyle ufak tefek şeylere takılmayın...

13 Eylül 2011 Salı

Mevsim Saçmalaması


 

Eylül senenin güzel aylarından biridir.Yazı sevmeme rağmen Eylül’deki hafiften iç ürperten serinlik ayrı bir hoşluk yaratır.Arada bir ani yağmur süprizleri de yaptığı olur, güneşli bir havada evden çıkarsınız ve sırılsıklam olabilirsiniz.





Bu sene mevsimler açısından oldukça saçma bir sene olduğundan Eylül de saçmaladı.Yakın zamanda geçmiş olan Haziran ayına bakalım mesela, Haziran genelde bunaltıcı olur.Sıcaklığın kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı ilk yaz ayıdır.Ama bu sene abartmadan yazıyorum Haziran’da resmen üşüdük.’’Hani sıcaklar nerde lan tatil yapacaktık’’ derken, uzun kollu sweetlerle dolandık.Yani hatırlatma amaçlı verdiğim Haziran örneğini bir kenara bırakıp diğer aylara bakarsanız daha çok mevsim saçmalaması görebilirsiniz.

Gelelim Eylül ayında olması gerekenle olana !

Olması gereken, yazdan çıkmışız sonbahara girmişiz mevsim ve hava durumundan önce bolca ayrılık olması gerekiyordu.Zaten oldu, yaz aşkları bitti, hatta uzun süren ilişkiler bile yaz aşkları bulununca bitti üstüne yaz bitince bulunan yaz aşkları da bitti, güzelim uzun süreli sevgilisinden ayrılan salaklar bu sene uzun bir saplık dönemi geçirecek.Onun dışında mağazalara yeni sezonlar geldi, yaz sezonu indirime girdi.Bir olması gereken de buydu bu da olduğundan burada da problem yok.Bu arada ben daha yeni sezon alışverişimi yapmadım.Her neyse, asıl olması gerekip de olmayan şey havanın durumudur.Hala saçma Ağustos sıcakları devam ediyor( Bunu söyleyen ben miyim ?).Eylül ayına gelmişiz yeter artık git Ağustos sıcağı senin zamanın doldu Eylül’den gün çalma kendine, Soğuk havalar da kibarlık yapıp fırsat veriyor.Artık havaların serinlemesi lazım, bu sene yeteri kadar beyin erittik güneşin altında.Haziran’la Eylül yer değiştirmiş galiba öyle bir durum mevcut şuanda.

Diyeceğim şudur, yaz mevsimini sıcakları seviyor olabilirim ama Eylül’ünde Eylül gibi geçmesi tarafındayım.Ayrıca havaların sıcak olması nedeniyle yazın bittiğinin farkında olmayan ve devam eden yaz aşkları var hala onlarında zamanı doluyor…