29 Ekim 2012 Pazartesi

Romanov



Var olsaydı eğer çok değişik bir adam olurdu.

Romanov öyle bir insan ki her şey olabilecek kadar mükemmeliyetsiz biri değil.Çünkü bu hayatta her şey olmak mükemmelliğin değil düşüklüğün göstergesidir.İyi bir sanatçı olmakla bir memur olmak arasında büyük bir fark vardır.Aynı zamanda hem iyi bir memur hem de iyi bir sanatçı olamaz insan, eğer sanatçıysa memurluğu çok istemsiz yapacaktır içindeki yaratıcılığı körelttiğini bilir, bir memursa yani sadece bir memursa sanatı dinlediği müzikten ibarettir ya da gördüğü bir resimden.Burada ilgi duymaktan bahsetmiyorum tabiî ki bir insan memur olup sanata ilgi duyabilir, entelektüel olur mesela, bir sanatçı kimliğini kaybederse devlet dairesine gider isteksiz de olsa öğrenir belki kimlik çıkarmak için yapması gereken işlemleri.

İşte memur olamazdı Romanov olsa olsa bir sanatçı olurdu.Devlet işlerini hiç sevmeyen, sanatı halk için değil sanatı için benimsemiş bir sanatkar olurdu.Yaptığı işler göz kamaştırırdı, bir devlet memuru ne kadar ilgilense de anlayamazdı bu sanatı zaten böyle insanların anlamasına gerek yoktu.

Futbolcu olabilirdi, günümüzden en iyi örnek olarak Messi diyebilirdim O’nun için ama Messi kadar iyi bir oyuncu olabilirdi.Messi yerine koyamazdık onu olsa olsa Ronaldo olurdu.Messi gibi oynayan bir Ronaldo, evet tam da bu.Futbolun içinden başka biri, yan hakem kesinlikle olamazdı veya bir kulüp başkanı öyle biri değildi çünkü.

İyi bir okuyucu olurdu çünkü iyi bir yazar olurdu.Okuyucu olmasının sebebi de iyi yazmakla alakalı olduğu içindi.Kitapları olurdu, ama köşe yazıları olmazdı, gazetede yazacak bir yazar olmayacaktı.Kısa yazıları olurdu belki internet ortamında, onlar bile dünya çapında çevirtilirdi.Ama bir çevirmen olamazdı Romanov, yapamayacağı iş değildi ama olmazdı ondan.

Polis olamazdı eğer bir şey olacaktı ise mükemmel bir hırsız olurdu.Çalmak kötü bir şey olmazdı o zaman.Lüks içinde yaşamayı beceren bir hırsız olurdu.Tıpkı şu Ocean’s serisi filmdeki gibi.Onu polisler yakalayamazlardı yakalasalar ispat edemezlerdi.Motorun üstünde basit işlerle ilgilenen bir motorlu polis kesinlikle olamazdı.

Bir psikiyatrist olabilirdi, dahiliye veya kalp cerrahı olamazdı kısacası hastane içinde herhangi bir görevde olamazdı.Psikiyatristliğini de kendi özel ofisinde yapardı.Ofisi bile hastasını iyileştirebilecek kadar iyi olurdu.

Değişik bir adam olurdu belki çok kişi severdi belki herkes nefret ederdi ondan ama umursamazdı.Her şey olabilmek mükemmel olmak değildi ona göre, asıl mükemmel şeyleri olabilmek işin sırrıydı.Olamayacakları olamayacağından değil onların mükemmeliyetsizliğindendi.

Romanov derin iç savaşlarda ki adam.Taht kavgasına girmiş savaşıyor ancak bilmiyor, savaşırken belirleyecek o tahtın nerenin tahtı olduğunu ve karar verebilirse buna, savaştan galip çıkacağı kesin.


22 Ekim 2012 Pazartesi

Çocukluk Hayalimi Gerçekleştirdi Sevgilim



Hayat çocukken ne kadar saf ne kadar salak…

Küçük bir çocuğum , çocukken ne kadar büyük olabileceksem o kadar büyüğüm.Yani normal çocuklardan biraz daha büyüğüm.Bana hep olgun olmak, düzgün düşünmek öğütlendi annem tarafından.Çocukça isteklerim bir çocuğu oluyordu belki ama ben çocukça eğlenemiyordum o isteklerle ya da sadece olmayan yanlarını hatırlıyorum.Hani karanlık taraf daha ağır basar ya bana hep bastı o taraf, bazen benim üstümden geçip gittiği bile oldu.

Oyuncak bir silahım olurdu şu boncuk atanlardan.Sokakta herkes birbirine sıkardı, ‘’aman oğlum gözüne gelir’’ di.Zaten ben hiç katılmak istemezdim o silahlı oyunlara boşluklara sıkardım ‘’Aman kimseye gelmesin’’ diye.Sonra hava atacak fiyakalı bir arabam olurdu ama ona da çok para vermiş olurduk, çıkaramazdım, evde pamuklara sarıp saklardım, evin içinde bile oynamaya kıyamazdım. ‘’Aferin oğlum oyuncağının kıymetini ne güzel biliyor’’ olurdu.Atarim olurdu o çok ısınmasın diye az oynamaya çalışırdım, ‘’akıllı oğlum bozma gözlerini az oyna’’ diye sevindirirdim.İçime olgunluk kaçmış gibi büyük laflar ederdim.Okula giderdim defterlerimin hepsini kaplatır silgimin kapı soyulsa yeni silgi aldırırdım, ‘’Emre çok titiz’’ olurdu, okul bahçesinde toz pislik içinde kola kutusuyla maç olurdu benim ayakkabılarım kirlenmesin yırtılmasındı.Oysa şimdi ne fırtınalar kopuyor içimde, komşunun çocuğunun gözüne boncuk sıkmak, fiyakalı arabamla sokakta hiç esirgemeden göstere göstere oynamak, ataride oyunu beceremeyince başından kalkamayıp sinirden joysticki parçalamak, okulun bahçesinde çantamı defterlerimi hiç umursamadan yeni ayakkabımı parçalarcasına kola kutusuyla maç yapmak istiyorum.Çocukken böyle değildim, iyi olmalıydım, temiz olmalıydım güzel giyinmeliydim, çocukluk etmemeliydim ben büyük olmalıydım sorunları çözmeliydim, sorun yaratmamalıydım.

Çocukluğun ve çocukluk isteklerimin üstünden yıllar geçti ama çocukken istediğim ve olmayan şeylerden içimde kalanlar oldu.Çocukluk istekleri bunlar şimdi tek tek düşünsem hepsini gerçekleştiririm.Bir çocuğun isteği ne olabilir ki ya bir oyuncaktır ya da bir atari oyunu, hiç üstünde durmadım ki geçti gitti geçiştirildi.

Ben çocukken en çok istediklerimden biri bir oyuncaktı.Ben istediğim bir çok oyuncağa sahip oldum ama buna hiç sahip olamadım.Kendi paramı biriktirip almak istediğimde bile karşı çıkıldı alınmadı.Zaten bir çocuksun hem de benim gibi bir çocuksun, gidip o istediğin şeyi cebindeki paraya kıyıp alamazsın.Babam ‘’ başka oyuncak mı kalmadı iş çıkaracaksın başımıza’’, Annem ‘’ yok oğlum gözüne gelir, gözün çıkar’’ ve daha nice anne baba karşı çıkmaları nasihatları.Tabi ki istediğim geçekleşmedi.

Aradan yıllar geçti, ben bu istediğimi ara sıra veya görünce hatırlar hale geldim.Bir gün almaya o kadar yaklaştım ki ‘’dur ya şu mağazada da bundan olacak bir ona da bakayım’’ dedim, diğer mağazada yoktu araya başka bir şey girdi otobüste giderken sevgilime ‘’ AAA unuttum bak’’ dedim ‘’her yerde var o mağazadan alırsın’’ dedi ve konu yine kapandı.Unuttum uzun zamandır da görmemiştim, doğum günüm geldi hiç aklımda bunun olabileceği yoktu.Poşeti görünce tahmin ettim, içim kıpırdandı mutlu oldum sevindim çocukluğum geldi aklıma, bir misafirlikte bir iki kere oynamışlığım.

Evet çocukluk hayalimdi bu benim, bunu gerçekleştiren de bir çocuğun sevgisi gibi tertemiz içine henüz kötü maddelerin karışmadığı şekilde sevdiğim Sevgilim…


28 Eylül 2012 Cuma

Gereksizlik Takıntısı



Uzun zamandır kendimi düşüncelerden düşüncelere atıyorum.İlk zamanlar aklımdan geçen çok şey arasından sadece birine odaklanıp onu her yönüyle düşünüyordum.Zaman geçtikte odaklanma yeteneğimi kaybetmeye başladım ya da ben öyle hissediyorum.Bu durumu şöyle açıklayabileceğime karar verdim.

Aklımdan geçen çok şey arasından birini seçip düşünmeye başladığımda, daha ilk düşünme evresindeyken  ‘’ne gerek var?’’ diye kendime sorup henüz düşünmeye tam olarak başlamadan başka bir şeye kafa yormaya başlıyorum.Aklımdan geçen başka bir konuyu yakalayıp onu eğrisi ve doğrusu ile kendime sunmaya başlayacakken ‘’ siktir et yaa’’ hissi kaplıyor içimi ve o konuda kapanıp gidiyor.Başka bir düşüncenin üstünde yoğunlaşmak istediğimde araya bir şey giriyor bu sefer de.Telefona gelen bir mesaj, yolda yürürken çarpıp geçen birisi, düşündüğüm şeyle hiç alakası olmayan bir yaşanmışlığın bütün keskinliği ile gelip kafada düşünülen şeyi ortadan ikiye bölüp gitmesi.Bundan sonrası yine aynı iç hesaplaşmalar yoğunlaşamadan tükenmiş düşünceler ve silinip giden yani siktir edilmiş milyon tane tilki.

Düşence anaforlarımın yoğunluğu arttı sanırım, daha da hızlı dönüyor artık bu kafanın içindekiler.Durup durumumu değerlendirmeye kalkıyorum bazen, yoksa kafamı çok yoran şeylerden mi oluyor bütün bunlar ? cevabım evet ama etkisi ancak en fazla yüzde elli olabilir.İş hayatı çok entrika dolu tabi ki entrika bunun kibarlaştırılmış anlatımı.Çoğu zaman düşündüğüm şeyin ortasına dalan şeylerden biri de iş ve işsel durumlar oluyor.Bu kadar takılmamam gerek mesai altıda bitiyor ama kafamın oraya çalışan kısmını altıda kapatamıyorum sıkıntı burada var.Diğer sıkıntılar her zaman süregelen şeyler aile, yapmayın şimdi herkesin ailevi sorunları var.Maddi sıkıntılar, aslında bakarsak bir ucu iş sıkıntılarına dayanmıyor değil.Aşk hayatına gelecek olursak, bence en çok kafa yorulması gereken şeylerden biri ama kötü kafa yorma değil, yanında huzura yolculuk edebileceğin bir kafa yorma söz konusu yani zaten durduramayacağın bir makineyi aslında yorucu olmayan işlerle çalıştırmak.

Bunları yazarken kendime kaç kere ‘’Siktir et’’, ‘’neyin derdindesin’’, ‘’yazıyorsun da ne olacak’’, ‘’ulan kime ne’’, ‘’NE GEREK VAR’’ dedim.Hatta bir ara sayfayı küçültüp başka şeylerle ilgilendim video falan izledim ama yazma konusunda kararlı olmam gerektiğine kesin olarak kendimi inandırdım.Dönüp şöyle dedim kendime ‘’Asıl ne gerek var başlamışken vazgeçmeye’’…


28 Mayıs 2012 Pazartesi

Yaz mı Geldi ? Hadi Oradan

Yaz mı geldi yoksa yazasım mı geldi ikileminde miyim acaba diye kendime soruyorum.Bunun çok basit bir cevabı var, hemen kafanıza en yakın pencereye çevirin ve dışarı bakın göreceksiniz ki yaz gelmemiş ve bunu okuduğunuza göre buradan benim yazasım geldiğini anlayacaksınız.Anlamayana da yazdıklarımın barındırdığı anlamı sunduğuma göre bu konuda sıkıntımız kalmadı.

Sıkıntının büyük ve yorucu hatta ıslak kısmına gelecek olursak, havalar anlamsızlığıdır.Mevsimin ne yapacağını bilememe durumu benim canımı çok sıkıyor.Biri şu mevsime şu buluta bir de şu nereye gittiği meçhul güneşe ''gel kardeşim sen burada durucan'' diye yol göstermeli artık.Haziran ayına sayılı günler kala dışarı çıkınca ıslanmayı istemiyorum.Tamam yaz yağmuru olsa bir nebze tesellim olacak ama havanın durumu hem ıslak hem soğuk yaz ayında sonbahar havası hiç çekilmiyor.Bu biraz da yaz sıcaklarının bir an önce gelmesini istememenden dolayı oluyor.Yaklaşık bir ay kadar önce güneşli bir hava varken sahilde bir nebze bronzlaşmanın bana katmış olduğu ayrı bir havayı devam ettirmem için yeniden güneşin kendisini göstermesi gerekiyor.Hadi yaz gel artık, bizde biraz güneşlenmeye, yüzmeye gidelim.


25 Mayıs 2012 Cuma

Şöyle Bir Şey Düşündüm



Anlamsız bir zamanda hiç dinlemediğim türde bir müzik çalıyordu.İlk zamanlar kendimi hiç rahat hissetmediğim bir yerde şimdi çok daha rahat hisler içerisindeyim ve artık burada bir masam bile var.Bilgisayarımın başında oturuyorum, yalnız değilim üç tarafımda insanlar bir tarafımda duvar var.İçime bir ürperti geliyor, bir hayale dalıyorum ekranımda zaman geçirmek için açık olan bir oyun varken...

Benim olmayan bir günde, benim doğum günümmüş gibi hissettim.Gözlerim artık olan biteni görmez durumda sadece aklımdan geçenler canlanıyor.Sanki bu anı yaşıyorum ya da yaşamak istiyorum.

Uzun bir gece sona ermiş, nedense huzursuz olan bir gecenin sabahına kavuşmuşum.Gözlerim cep telefonumu arıyor, yataktan çıkmadan baş ucumdaki masaya uzanıp telefonumu alıyorum.Arayanım soranım yok, zaten böyle bir beklenti içinde değilim.Saatin çok erken olmasından dolayı sevgilim de henüz uyanmamış olacak ki mesaj göndermemiş.Nefes almak için pencereyi aralayıp kafamı camdan çıkarıyorum.Ilık bir rüzgar suratıma vuruyor.Oksijene muhtaç kalıyorum geceleri rutubetin yoğun şekilde içime işlediği bu odada.Ben ciğerlerime oksijen doldururken gökyüzü efkarlı bakışlarıma inat daha da aydınlanıyor, duyduğum sesle arkamı dönüyorum, annem uyanmış '' ne zaman kalktın sen iyi misin? ''diye soruyor.İlk olarak ''iyi misin?'' demesini artık normal karşılıyorum uzun zamandır hiç bir sabah iyi değilim.Sonra kahvaltıya geçiyorum, kahvaltıda masaya oturup hiç bir şey yemeden kalkmak çoğu zaman yaptığım şeylerden bugün de böyle oluyor.Kalkarken masada ki telefonum titriyor, sevgilim uyanmış ''günaydın'' mesajlaşmalarımızı yapıyoruz.Mesajlaşmalar devam ederken hazırlanıyorum, bugün iş var ama akşam erken çıkacağım.Bugünün özel olduğunu kimseye söyleme ihtiyacı hiç duymadım o yüzden iş yerine başka bir bahane uydurdum.Aslında amacım bir kutlama yapmak değil sadece bir iki saat fazladan kafa dinlemek.

İş rutini ardından çıkış saatim yaklaşırken gün içinde ki kısa mesajlaşmalarımız da sıklaşmaya başlıyor.Sevgilim sanki bugünün özel bir gün olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyor ama biliyorum bu davranışı bilerek yaptığını.İşten çıktığım gibi doğru O'nun evine gidiyorum.İş çıkış saatinden erken çıktığım için metrobüs tenha oysa iki saat sonra işten çıkmış olsam kucak kucağa giderdik Söğütlüleşmeye kadar.Şuan meçhul ama gelecekte var olacak bir eve doğru yol alıyorum.Evin önüne geldiğimde demir kapıyı geçebileceğim kadar aralayıp apartmana giriyorum.Kapıyı çalıp çalmamak arasında kararsız kaldığım anda kapı açılıyor.Sanırım birileri beni gelirken görmüş.Sevgilim gülümsüyor, içeri giriyorum ''hoş geldin'' diyip boynuma sarılıyor, kafa dinlemeye başlıyorum.Bu huzuru nasıl anlatabilirim ki mutluluğun huzurundan güzeli yok sanırım.Bana çok güzel bir sofra hazırlamış sevdiğim çorbayı sevdiğim yemeği yapmış, neredeyse elleriyle yedirecek.Benimle böyle ilgilenmesi hoşuma gidiyor.Sadece O'nun ilgisini seviyorum, ilgiye aç bir insan değilim.Sofradan kalktıktan sonra televizyonun tam karşısında ki üçlü kanepeye geçiyorum.Sofrayı hızlıca topladıktan sonra yanıma geliyor.Oturmasıyla kendimi dizlerine bırakıyorum sanki birden başımı taşıyamaz olmuşum.Dizine başımı koyduktan sonra saçlarımla yüzümle oynuyor, bana o kadar güzel bakıyor ki kendimi öyle iyi hissediyorum ki gözlerimi kapatıp öylece duruyorum.O sırada malum kutlamanın zamanı gelmiş olacak ki bana doğru eğilip içine çekerek öpüyor.Bu sırada adeta içimden bir şeyler çekiliyor.Gözlerimi açıyorum ''Doğum günün kutlu olsun hayatım'' diyor gülümsüyor, ahh onun güzel gülümsemesi gözleri inceliyor küçücük gözüken göz bebekleri parlıyor gamzesi belirginleşiyor.Koltuğun yanına doğru eğilip bir paket çıkartıyor.Aslında hediye beklentim yok ama hediye geleceğini tahmin edebiliyordum.Paketi açmadan sarılıyorum öyle çok sıkıyorum ki kalp atışlarını hissediyorum göğsümde.Hiç bir şey düşünmek istemiyorum başka, sadece yanında olmayı istiyorum.Paketi açmak için sarılmayı bırakıyorum.Tam paketi açacakken irkilip kendime geliyorum.


Anlamsız zamanda değişmeler olmuş, üç bir tarafımdaki insanlardan ikisi gitmiş, müzik kapanmış ortamda klavye sesleri haricinde derin bir sessizlik mevcut.Ama duvar hala duruyor.İçimdeki ürperti azalmış yerini tüylerin diken diken olmasına bırakmış...

1 Nisan 2012 Pazar

Zihinsel Işınlanma

Uzun zamandır kendimde fark ettiğim durumlardan biri dalıp gitmelerimdir.Genelde gözüm havalarda bir yerlere takılır ve başlar düşünceler.

Örnek vermek gerekirse, metrobüste giderken hiç olmayacak bir felaket senaryosu düşünmeye başlarım.Bu öyle ki aniden gelişir kendiliğinden hiç zorlamama gerek kalmaz sonra şöyle olsun böyle olsun diye, film gibi gösterime başlar gözümün önünde.’’Geçen bir uçağın motoru metrobüsün tam körüğüne düşer ve birden metrobüs ikiye bölünür, her yer kan içindedir, insanlar çığlık çığlığa kaçışmaya başlar.’’ Gibi devamı olan sürekliliği ‘’ulan gözümü havaya dikmiş bakıyorum millet ne yapıyor bu diyecek’’ deyip kendime geldiğimde bozuyorum.

Eğer o an aklımdan geçen bir konuşmayı tasarlamaktaysam içimden geçenleri söylediğimi fark ederim.Sesli söylemem sadece dudaklarım hareket eder.Bu bir cümleyi bitirdikten sonra başka söyleyeceğim bir şey varsa ve söylememişsem de oluyor bazen.İçimden o cümleye devam ediyorum ama ses yok sadece dudaklarım hareket ediyor.

Bir yerdeyken artık başka bir yerde olmama gerek kalmadığını düşünüyorum.Zaten olmak istediğim yere zihinsel olarak ışınlanıp oradaymışım gibi davranıyorum.Yani asıl bulunduğum yerde hareketsiz kalıp kafamda gittiğim yerde takılıyorum konuşuyorum falan ve işin garibi girdiğim diyaloglardan etkileniyorum.Normal de insan düşündüğü şeyin hakimi olur ve orada biriyle konuşursa aslında kendi kendine konuşmuş olur, karşısındakinin cevabını da kendi istediği gibi tasarlar.Ben de ise düşüncemde konuştuğum kişi nasıl isterse öyle konuşabiliyor, çoğu zaman duymak istemeyeceğim şeylerden bile bahsedebiliyor.
Olmak istediğim yerde olmak güzel bir şey mi ? buna tam olarak karar vermiş değilim.Ama böyle farklı şeyler yaşarken ve bunları daha sonra düşünürken bana bir şeyler kattığını hissediyorum.Bir kitap okurken zihnimde o kitaba girmek daha kolay oluyor.Anlatıcının anlattığı yerde dolaşmak veya kendi boş mekanlarımı istediğim gibi doldurmak, orada karşılaştığım insanlarla sohbet etmek.Sanki içe kapanmış bir sosyallik gibi.

Ve son sözüm Scotty’ye bir kere ışınlasaydın ne olurdu be adam!!!

Beam Me Up Scotty

27 Mart 2012 Salı

Malumatınız Var mı ? Bilmiyorum

Uzun bir aradan sonra kendimi platform üstüne görmek bana iyi geliyor.Bunu yazarken platforma çıkacağımın farkındayım.

En son yazdıklarımdan sonra hayata dair gelişmeler, değişmeler oldu.( Bu cümleyi farklı bir şekilde tekrar kullanabilirim.)

Nereden başlayıp neyi ne kadar anlatacağıma karar vermeden başladığım için kendime düşünme payı bırakıyorum ama bu esnada klavyeyi bırakmak gibi bir amacım olmuyor.Buna biraz da sesli düşünmek diyebiliriz.

Şubat ayının ilk haftalarında OkuyanUs’a yaptığım iş başvurularının bir yenisini yapmıştım.Burada okuduğunuz şey garip gelebilir bunun bir hikayesi var belki anlatırım.Bir ay kadar uğraştıktan sonra işe alındım.Daha doğrusu alınmayı başardım diyelim.Artık kadrolu olarak OkuyanUs Yayınevi’nde çalışıyorum.(Yaklaşık bir buçuk aydır kadrolu, geçen üç senedir belirsiz eleman.)

Ve yine üç senedir hayatıma ortak olan mide problemlerim beni yalnız bırakmadı.Hala buna bir teşhis konulamadı, canımı sıkanda budur zaten ne olduğunu bilsem boku bokuna ölmesem bari.Geçen haftalarda yeni bir doktora gittim üç sayfa tahlil istedi.Kutulara işeyip sıçmadığım bile kalmadı artık.Bakalım onların sonuçlar ne olacak merakla bekliyorum.

Sevgilimle aramız çok iyi sorun yok problem yok.Bunu ne zaman dile getirsem aramızda anlamsız bir gerginlik oluyor ama hemen geçiyor.’’Evlencen galiba sen bu kızla’’

Hayat son zamanlarda yoğunluklardan ibaret iş ve sosyal yaşam bir arada biraz zorlasa da ikisinden de kopmamak için elimden geleni ardıma koymuyorum.Lakin  iş para kazanıp sosyal hayatını daha iyi yaşamak içindir, iş yüzünden sosyal hayat yok olmamalı iyi ki sosyal hayata zaman bırakmayan bir işte çalışmıyorum.Bazen şerefsiz midem beni yatağa düşürünce ne iş kalıyor ne sosyal hayat orası da çok canımı sıkan bir mevzu, gerçi öyle olunca da sevgilim geliyor ben ayaklanana kadar bakıyor bana ohhh bazen diyorum ulan hasta mı kalsam ?

Birkaç bir şeyle ile devam etmek istiyorum ve bunlar ilerleyen zamanda kendilerini göstereceklerdir.
Şimdilik haber ve haber içi reklamlar bu kadar.