28 Mayıs 2012 Pazartesi

Yaz mı Geldi ? Hadi Oradan

Yaz mı geldi yoksa yazasım mı geldi ikileminde miyim acaba diye kendime soruyorum.Bunun çok basit bir cevabı var, hemen kafanıza en yakın pencereye çevirin ve dışarı bakın göreceksiniz ki yaz gelmemiş ve bunu okuduğunuza göre buradan benim yazasım geldiğini anlayacaksınız.Anlamayana da yazdıklarımın barındırdığı anlamı sunduğuma göre bu konuda sıkıntımız kalmadı.

Sıkıntının büyük ve yorucu hatta ıslak kısmına gelecek olursak, havalar anlamsızlığıdır.Mevsimin ne yapacağını bilememe durumu benim canımı çok sıkıyor.Biri şu mevsime şu buluta bir de şu nereye gittiği meçhul güneşe ''gel kardeşim sen burada durucan'' diye yol göstermeli artık.Haziran ayına sayılı günler kala dışarı çıkınca ıslanmayı istemiyorum.Tamam yaz yağmuru olsa bir nebze tesellim olacak ama havanın durumu hem ıslak hem soğuk yaz ayında sonbahar havası hiç çekilmiyor.Bu biraz da yaz sıcaklarının bir an önce gelmesini istememenden dolayı oluyor.Yaklaşık bir ay kadar önce güneşli bir hava varken sahilde bir nebze bronzlaşmanın bana katmış olduğu ayrı bir havayı devam ettirmem için yeniden güneşin kendisini göstermesi gerekiyor.Hadi yaz gel artık, bizde biraz güneşlenmeye, yüzmeye gidelim.


25 Mayıs 2012 Cuma

Şöyle Bir Şey Düşündüm



Anlamsız bir zamanda hiç dinlemediğim türde bir müzik çalıyordu.İlk zamanlar kendimi hiç rahat hissetmediğim bir yerde şimdi çok daha rahat hisler içerisindeyim ve artık burada bir masam bile var.Bilgisayarımın başında oturuyorum, yalnız değilim üç tarafımda insanlar bir tarafımda duvar var.İçime bir ürperti geliyor, bir hayale dalıyorum ekranımda zaman geçirmek için açık olan bir oyun varken...

Benim olmayan bir günde, benim doğum günümmüş gibi hissettim.Gözlerim artık olan biteni görmez durumda sadece aklımdan geçenler canlanıyor.Sanki bu anı yaşıyorum ya da yaşamak istiyorum.

Uzun bir gece sona ermiş, nedense huzursuz olan bir gecenin sabahına kavuşmuşum.Gözlerim cep telefonumu arıyor, yataktan çıkmadan baş ucumdaki masaya uzanıp telefonumu alıyorum.Arayanım soranım yok, zaten böyle bir beklenti içinde değilim.Saatin çok erken olmasından dolayı sevgilim de henüz uyanmamış olacak ki mesaj göndermemiş.Nefes almak için pencereyi aralayıp kafamı camdan çıkarıyorum.Ilık bir rüzgar suratıma vuruyor.Oksijene muhtaç kalıyorum geceleri rutubetin yoğun şekilde içime işlediği bu odada.Ben ciğerlerime oksijen doldururken gökyüzü efkarlı bakışlarıma inat daha da aydınlanıyor, duyduğum sesle arkamı dönüyorum, annem uyanmış '' ne zaman kalktın sen iyi misin? ''diye soruyor.İlk olarak ''iyi misin?'' demesini artık normal karşılıyorum uzun zamandır hiç bir sabah iyi değilim.Sonra kahvaltıya geçiyorum, kahvaltıda masaya oturup hiç bir şey yemeden kalkmak çoğu zaman yaptığım şeylerden bugün de böyle oluyor.Kalkarken masada ki telefonum titriyor, sevgilim uyanmış ''günaydın'' mesajlaşmalarımızı yapıyoruz.Mesajlaşmalar devam ederken hazırlanıyorum, bugün iş var ama akşam erken çıkacağım.Bugünün özel olduğunu kimseye söyleme ihtiyacı hiç duymadım o yüzden iş yerine başka bir bahane uydurdum.Aslında amacım bir kutlama yapmak değil sadece bir iki saat fazladan kafa dinlemek.

İş rutini ardından çıkış saatim yaklaşırken gün içinde ki kısa mesajlaşmalarımız da sıklaşmaya başlıyor.Sevgilim sanki bugünün özel bir gün olduğunu bilmiyormuş gibi davranıyor ama biliyorum bu davranışı bilerek yaptığını.İşten çıktığım gibi doğru O'nun evine gidiyorum.İş çıkış saatinden erken çıktığım için metrobüs tenha oysa iki saat sonra işten çıkmış olsam kucak kucağa giderdik Söğütlüleşmeye kadar.Şuan meçhul ama gelecekte var olacak bir eve doğru yol alıyorum.Evin önüne geldiğimde demir kapıyı geçebileceğim kadar aralayıp apartmana giriyorum.Kapıyı çalıp çalmamak arasında kararsız kaldığım anda kapı açılıyor.Sanırım birileri beni gelirken görmüş.Sevgilim gülümsüyor, içeri giriyorum ''hoş geldin'' diyip boynuma sarılıyor, kafa dinlemeye başlıyorum.Bu huzuru nasıl anlatabilirim ki mutluluğun huzurundan güzeli yok sanırım.Bana çok güzel bir sofra hazırlamış sevdiğim çorbayı sevdiğim yemeği yapmış, neredeyse elleriyle yedirecek.Benimle böyle ilgilenmesi hoşuma gidiyor.Sadece O'nun ilgisini seviyorum, ilgiye aç bir insan değilim.Sofradan kalktıktan sonra televizyonun tam karşısında ki üçlü kanepeye geçiyorum.Sofrayı hızlıca topladıktan sonra yanıma geliyor.Oturmasıyla kendimi dizlerine bırakıyorum sanki birden başımı taşıyamaz olmuşum.Dizine başımı koyduktan sonra saçlarımla yüzümle oynuyor, bana o kadar güzel bakıyor ki kendimi öyle iyi hissediyorum ki gözlerimi kapatıp öylece duruyorum.O sırada malum kutlamanın zamanı gelmiş olacak ki bana doğru eğilip içine çekerek öpüyor.Bu sırada adeta içimden bir şeyler çekiliyor.Gözlerimi açıyorum ''Doğum günün kutlu olsun hayatım'' diyor gülümsüyor, ahh onun güzel gülümsemesi gözleri inceliyor küçücük gözüken göz bebekleri parlıyor gamzesi belirginleşiyor.Koltuğun yanına doğru eğilip bir paket çıkartıyor.Aslında hediye beklentim yok ama hediye geleceğini tahmin edebiliyordum.Paketi açmadan sarılıyorum öyle çok sıkıyorum ki kalp atışlarını hissediyorum göğsümde.Hiç bir şey düşünmek istemiyorum başka, sadece yanında olmayı istiyorum.Paketi açmak için sarılmayı bırakıyorum.Tam paketi açacakken irkilip kendime geliyorum.


Anlamsız zamanda değişmeler olmuş, üç bir tarafımdaki insanlardan ikisi gitmiş, müzik kapanmış ortamda klavye sesleri haricinde derin bir sessizlik mevcut.Ama duvar hala duruyor.İçimdeki ürperti azalmış yerini tüylerin diken diken olmasına bırakmış...