7 Mart 2013 Perşembe

Anlatıyorum no.4


Şimdi çıkıp yazsam ‘’bazen kendi kendime düşünüyorum’’ diye içime sinmeyecek çünkü ben sürekli kendi kendime düşünüyorum.Düşündüğümün kurgusunu öyle bir hale getirip aktarıyorum ki başka ihtimal kalmıyor görebileceğin…

‘’Nankör orospu çocuğu’’ demek isterdim yüzüne ama bazı insanların yüzüne bu kadar net olmak istemiyorum.Çünkü bu neler yapabileceğimin fragmanını karşı tarafa inceden hissettirmek oluyor.Herhangi bir şey yapmayacağım birinin yüzüne gözlerinin içine baka baka ‘’nankör orospu çocuğu’’ demem eğer bir nankörlük söz konusu ise bunu yapacaklarımı kafamda tasarlarken kendi içimde bolca tekrar ederim.Herhangi birine edecek herhangi bir küfür bulabilirim içinde herhangi bir tasarlama bulunmayan.

İyilik yapmayalı uzun zaman olmuştu.Belli ki kazık yemeyeli de bir o kadar olmuş.İyilik yapmak kazık yemekle eş değer bu içine sıçtığımın hayatında.Sonra ‘’kötü insan’’ oluyorsun sana bu kötü yakıştırmasını yapan kahpe, şereften yoksun bireylerden daha pis bir durumdaymışsın gibi.Yaptığım onca şeyden sonra bütün bunların hiçe sayılması koyuyor bana, yanlış bende mi ? yoksa karşılık beklediğimden mi ? emin olamıyorum.Sonuçta karşılık beklemeden iyilik yaparsın, eğer yakınında olan bir insana yapıyorsan bu iyiliği en azından o kişinin gözünde yerinin biraz daha iyi biraz daha güzel bir yerde olması gerektiğini düşünürsün, düşünüyorum.Ama ne yazık ki öyle olmuyor, karşımdaki ‘’nankör orospu çocuğu’’ hiçbir şey yapmamışım ve saf kötülükten ibaretmişim gibi davranıyor.Söylediğim her sözden kendi deliğine sokacak bir tıpa arıyor, bir şekilde uyduruyor.

Bana yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmamaya çalışıyorum.Çünkü insanları tanımanın en iyi yöntemlerindendir.Bir insanın bana yaptıkları karşında iyi veya kötü olup olmadığına karar veririm.Ama belikli karşımdaki nankör kitle böyle düşünmüyor ve benim neler düşündüğümü fark edemiyor. 

Artık iyilik yapma, yapacaksan denize bile atma kendine yap.

Aslında bu yazının konusu bu değildi ama kafamdaki düşüncelerin orta yerine ince ve derin bir kesik attı nankörlük ve bunu yazıyorum.Yazmayı düşündüğüm şey ise bambaşkaydı artık no.5te ondan bahsederim.

2 Mart 2013 Cumartesi

Pazartesileri Şaşırdım Salı Günü Çarşamba Değilmiş.


Hayat sendromal ritimlerle devam ederken amaçsız bir Şubat ayının ortasında buldum kendimi.Başını hatırlamıyorum son zamanlarda böyle bir problemim var hatırlayamama, o yüzden direk ortasından daldım Şubat ayına ve hayli kısa olan Şubat bir haftada geçti gitti hayatımdan.

Hatırlayamama çok kötü bir şey kendini bilmeden bir şeyler yapmakta öyle.Yaşadıkça idrak ediyorum bütün bunların ciddiyetini.Ama ben hayatta hiçbir şeyi ciddiye almıyorum, hayatı ciddiye almıyorum, yoksa hayat mı lan bu ?.

Ortasından daldığım Şubatın kısa olması nedeniyle bir anda kendini son haftasında buldum ki ne buluş.Koskoca bir haftasonu bitmiş ve pazartesi olmuş işe gelmişim çalışmışım eve gelmişim.Sonra sabah olmuş tekrar işe gitmişim.İşte işin ilginç kısmı pazartesiyi hiç hatırlamıyorum, Salı gününü pazartesi sanıyorum, ve salı gününü yaşarken çarşamba günüymüş gibi yaşıyorum.Salı akşamı kapıdan içeri girdiğimde pazartesi kafası yaşıyordum, nasıl olduysa birden aydınlandı ortalık Salı gününde olduğumu anladım.Sonra gün içine baktım ‘’ulan bu nasıl Salı’’ dedim aynı Çarşamba gibiydi.Sonra bir şekilde ay sonu geldi.

Zaten kısa olan şubat beni iyice ambale etti.Şubatın bana tek artısı artık tam olarak ikibinonüç yılında olduğumuzu idrak ettirmek oldu.Bu nasıl oldu onu da hatırlamıyorum.